Distopya

0

“Gitmeye karar verdim Anakin.”

“Nereye?”

“Spuman’a.”

“Niye peki?”

“Yıllar oldu. İstemiyorsan açıkça söyle.”

“Yoo, git tabii. Annen öldüğünde bile gitmemiştin de şimdi böyle birden bire nerden esti diye merak ettim sadece.”

“Korkma, geri geleceğim.”

“Bekliyor olacağım. Ne kadar kalacaksın?”

“Net değil henüz, ama herhalde birkaç ay kadar.”

“Ne zaman yola çıkıyorsun peki, bilet alayım mı?”

“Bilet işini ayarladım, hafta sonu uçuyorum.”

“İyi yolculuklar Clementin, umarım sorularına cevap bulursun.”

“Dönüşte anlatacak bir şeylerim olsa ne iyi olur di mi?”

“Kısmet.”

Ve Clementin gider. İlk durak Nubyum, sonra baba evi Fekundit. Kalbinden kopan parçaların izini sürer. Dikkatlice gözlemler, hem etrafını hem kendini. Hatırladıklarından farklıdır gördükleri. Duyguları da şaşırtır Clementin’i, ihanete uğramış hisseder. Kendi sesi bile farklı çıkar sanki eski tanıdıklarla konuşurken. Camoka’yı sormaya çekinir ilk başta, ama sonra oğluna ihanet etmiş gibi olmamak için dikkatlice seçilmiş birkaç kişiye danışır. Haber alamaz ama vermediklerinden değil, bilmediklerinden. Anakin haklı çıkmıştır, giden gitmiştir. Ne Spuman çocukluğundaki kadar küçüktür, ne Clementin’in hatırının eski kıymeti vardır. Sokaklarda öylece dolaşır, kimse yardım eli uzatmaz, aradığı cevapları bulamadan parası biter. Peşinde koştuğu hayalin sadece zihninde yaşadığına emin olmuş şekilde Undarum’a döner.

Henüz işlenmemiş bir suç yüzünden geçmişine sünger çekmek zorunda kaldığına mı yansın, kaybolan anılarına mı? Kıskançlıklarından babasına iftira atan komşuya mı kızsın, kaçmanın çare olacağını zanneden babasına mı? Oğluna dedesini bir kahraman olarak anlattığı için mi başını duvarlara vursun, oğlu evden kaçıp dağa çıktığı için mi pişman olsun? Annesinin harcanmış hayatına mı üzülsün, yoksa sağ kaldığına mı sevinsin, karar veremiyordu. Başına gelen en iyi şey Anakin’di.

Alandan bindiği taksiyle eve gider.

“Ben geldim.”

“Merhaba, yorgunsan çay var taze, koyayım mı?”

“Alırım ben, eline sağlık. Vaktin varsa, anlatabilirim.”

“Başla bakalım.”

Başlar ve hemencecik biter Clementin’in hikâyesi. Siyasete bulanmış adaletin, süslü yalanların, geçici tatminlerin, savunmasız kadınların, masum bebelerin ve uçucu zaferlerin öyküsüdür anlatılan. Oysa Clementin masal anlatmaya doyamazdı eskiden. Anlattıkça hatırlar, hatırladıkça anlatır, o anlattıkça Camoka keyiflenirdi. Dedesini fotoğraflardan bilen çocuk, ne kadarının gerçek olduğunu bilmeden dinlerdi bunları. Büyüyüp çabucak, serpilecek ve genç bir adam olacaktı. Dedesi Boba Efendi gibi din adamı olmak istiyordu. Ailesine yapılan haksızlıklardan ders alacak, açık vermeyecek, saflık etmeyecekti. Din, amaçlarına ulaşmak için eğilip bükülebilecek elverişli bir araç olacaktı elinde. Artık hesap sorma vaktiydi. Hakkı olanı almak için tek ihtiyacı Spuman’a bir biletti. Ailesinden çalınanları bir bir bulacak ve yüzleşecektir onları çalanların çocuklarıyla. Büyük laflar edecek, büyük lokmalar çiğneyecektir. Bileğine kuvvet Camoka, dinsizin hakkından imansız gelir.

Kendi küçük dünyasında, kadınları aşağı görürdü ama bunu saygısızlık olsun diye yapmazdı. Doğanın bir harikasıydı kadınlar, ama meyve veren ağaçlar da öyleydi. Kadın uygun mevsimde çocuk verir, mucizesi budur. Okumak, işe gitmek, araba kullanmak kadınlar için hak değil, kaynak israfı olur ancak. Kadının en birinci işlevi can üretmektir, ve bu kutsal amaca sırt çevirmek günahtır. İyi bakarsanız, yemeğini suyunu eksik etmez, sever okşarsanız size bebek verirler. Sevmeseniz de verirler, vücutları buna programlanmış, ama doğurdukları can daha sağlıklı olurmuş eğer kadının sevgisi eksik edilmemişse. Öyle diyordu ibadethanedeki büyük amcalar. Annesine minnet borçluydu, onu hayata getirmişti, ama onu babasına denk görmezdi asla. Babası ticaretle uğraşırdı. Anakin arada Camoka’yı da götürürdü çarşıya ki para işlerine aklı ersin. İbadethaneye giderken de alır yanına oğlunu ki herkes dine bağlılığını övsün, kimse dürüstlüğünden şüphe etmesin. Tüccar adamın hesabı böyle keskin olur işte. Camoka babası gibi pazarlıkta becerikli ve dedesi gibi hitabette usta oldu.

Dedesi Boba Efendi’nin söylevlerine tüm mahalleli katılırdı.  Ünü yayıldıkça yakın çevreden de gelenlerle katılım arttı. Cemaat kalabalıklaştıkça, Boba Efendi’nin ses tonu kalınlaşmaya, öğütleri emre dönüşmeye başladı. Halkı isyana teşvik ve düzeni bozma suçlaması da tam bu zamana denk gelmişti. Kahramanlığa soyunmak anlamsızdı. Tası tarağı toplayıp kaçmaktan başka çare yoktu, zira işin ucunda idam vardı ve can bedende tatlıydı. Malları, tarlaları satmaya zaman yoktu. Sınırın ötesinde para geçmeyebilirdi, taşıyabilecekleri kadar altın ve ziynet doldurdular ceplerine. Bağış olarak kendisine emanet edilenlerle cephane ve asker satın alabilir, küçük bir ordu kurabilirdi, ama olaylar beklediğinden hızlı gelişmişti, hazırlıksız yakalanmıştı.Yaya olarak dağları aşıp sınırı geçerlerse rahat rahat plan yapar, örgütlenir ve devrimi gerçekleştirebilirdi. Ama önce çember kapanmadan burdan çıkmak lazımdı.

Boba Efendi, eşi Ahsoka Hanım ve kızları Clementin gecenin yarısı yola düşerler. Şafak sökerken iki asker yollarını keser.

“Dur, kimsin?”

“Biziz evlat, yabancı değil. İmam Boba ve ailesi.”

“Nereye böyle bu erken saatte amca?”

Askerin sesinde aradığı yumuşaklık yoktu, mesleğine yaptığı vurgu herhangi bir saygı hissi uyandırmışa benzemiyordu karşı tarafta. Daha anlayışlı davranırlar umuduyla benzerlik kurmaya çalıştı.

“Oğlan hastalanmış, o da sizin gibi asker. Dün geç saatte aldık haberi, ona gidiyoruz.”

“Az durun bakalım.”

Askerler biraz daha yaklaşır, Boba Efendi laf cambazlığıyla durumu kurtaramayacağından endişe eder. Ellerindeki, arananlar listesinde kendi ismi de vardır muhakkak.Altın sayesinden atlatabilir belki. Acaba kaç tane çıkarsa cebinden? Hepsini ilk engelde harcamak olmaz. Ama ya namuslu çocuklarsa ve hiddetlenirlerse rüşvet teklifine? İşte o zaman durumları büsbütün güçleşir. Clementin’in kulağına eğilir ve uzaklaşmasını söyler; koşabildiği kadar hızlı. Bunu duyan Ahsoka Hanım’ın gözlerine yas dolar ama sesini çıkarmaz. İstese de çıkartamaz zaten, ağzında tükürük kalmamıştır, korkudan boğazı kupkurudur. Clementin annesine bakar ve babasının sözüne uyar.

“Dur, kaçma, ateş ederim, dur!”

“Yapma evladım, tuttun bizi işte, ne istersin kızımdan, Allah korkusu yok mu sizde? Gözünü seveyim bırak gitsin, merhamet et!”

Clementin kaçar, durup dinlenmeksizin, kâh koşarak kâh yürüyerek uzaklaşır bu kabustan. Üç günde iki ülkeyi bölen nehrin kıyısına varır. Köprüden tek başına geçirmeyeceklerini akıl eder. Neyse ki kavurucu sıcaklar yüzünden kışın kabaran sular iyice çekilmiş, azgınlığıyla nam salmış nehir uysal bir dereye dönüşmüştür. Clementin boğulmayacak kadar kendini suyun üstünde tutmayı bilmektedir. Kimseye görünmeden Undarum’a geçer.

Sonrasında Anakin’le tanışır, köyün bakkalıdır. Başından geçenleri anlatır, koruması için yalvarır. İyiliğini karşılıksız bırakmayacaktır, parası vardır Clementin’in. Benzer hikayeler daha önce de duymuştur Anakin, yalan olmadığını bilir. Acır kıza ve yardım etmeyi kabul eder, ama nasıl bir rol biçeceğini bilemez. Öğrenci olamayacak kadar büyüktür yaşı, burada kızlar on birine kadar okur. Dolayısıyla okula yazdırarak meraklı gözlerden gizleyemez Clementin’i. Tek çıkar yol evlenmesidir, ama aniden ortaya çıkan ve ailesi olmayan bir kızı kim alır. Anakin kocalığa gönüllü olur ama önce karısına danışmalıdır. Göstermelik kuma, hasta kadını rahatsız etmek şöyle dursun sevindirir bile. Fazla ömrünün kalmadığını bildiği için Anakin’i bu genç kadına emanet edecek olmak içini rahatlatmıştır.

Kadıncağız çok geçmeden son nefesini verir. Anakin yıllarını beraber geçirdiği eşinin yasını tutar. İki ay sonra ise Clementin’le yatağını paylaşmaya başlar. Kurmaca senaryo hakikat olmuştur. Bir yıla kalmaz çocukları olur, adını Camoka koyarlar. Spumanlıların can düşmanı olur Camoka. On ikisine bastığında silah kullanmayı öğrenir. On beşini bitirdiğinde kendi çetesi vardır. Yıllarca yöre insanına kan kusturacak isyanların başrol oyuncusu tarih sahnesine çıkmıştır. Genç yaşlı demeden öldürür. Camoka’nın acıma duygusu gelişmemiştir. Güvercine taş atmak gibi bir oyundur her şey. Kadınları ve çocukları hedef alır, ama canavarlık olarak düşünmez yaptıklarını. Basitçe yeni düşmanların doğmasını engellemektir amacı. Kötülerin kötüsü azılı bir katildir artık, ama en övündüğü başarısı aldığı canların sayısı değil, onu tanıdığını zannedenlerin, cesaretini, öfkesini, hayallerini bilenlerin bile gerçek adını bilmemesidir.

Not-1: Yer isimleri, Ay’ın haritasından alınmıştır.

Etiketler: ,
Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.