Tebessüm yazan kâğıt ile muhabbet yazan kâğıdı yan yana getireyim belki bunlar birbirinin devamı olabilir.
-Yok, bu kelimelerden hiçbir şey çıkmıyor.
Bu kelimeleri ben hayatımdan çıkaralı uzun süre oldu. Bu işin sonunu nereye gidiyor yine mi bir anahtar bulacağım diye düşünürken tekrardan film sahnesi baştan oynatılmaya başlandı. Bu sefer daha dikkatli izlemeye başladım. Tebessüm anahtırını bulduğum evin kısmına gelince sahne durdu. Hatırladım ki bu yerde yine ben muhabbeti bulmuştum. Girişinde beni tebessümle karşılayıp evin şu odasında da bana muhabbetin ne olduğunu anlatıvermişti. Kinin, neferetin kalbi ölümcül hastalık gibi öldürdüğünü onun yerine muhabbetle solan kalbimi yeşertmem gerektiğini anlatıvermişti. Ne iyi gelmişti bana o ev. Keşke, kelimesini hafızamdan bu ev silmişti. Ta ki parayla, rol oynayan insanlarla tanışana kadar.
-Evet, anahtarı da aldığıma göre çıkmalıyım buradan, biri çıkarsın beni. Kimse yok mu yahu?
Yok, sesimi duyan yok oysa sesim için ne kadar insanlar dikkat ederdi. Aman hastalanırsam diye halden hale girerdiler. Ben bunları düşünürken bu sefer ekran da kocaman harflerle “AŞK” yazıyordu. Anladım ki bu evde öğrendiğim kelimeler bir bir bana hatırlatılıyordu. Tekrardan video kaldığı yerden oynatılmaya başlandı. Bir iki saniye sonra video durdu çünkü aşkın ne demek olduğunu öğrendiğim odaya geliniverdi. Bu kelimeyi öğrenmek diğerlerinden daha kolay olacağını düşünmüştüm o zaman. Çünkü en azından yaşamışlığım vardı bu kelimeyi bu duyguyu. Ama hiç de sandığım gibi değildi. Bu aşk bedenden öte, ruhtan önce ikisini bir arada özdeşleştirmekti. O yüzden öğrenmesi de kolay olmamıştı halden hale girmiştim hatta 3 gün boyunca yatakta anlatılanları düşünüp tir tir titremiştim.
-Acaba anahtar bu odada neredeydi. Başımı yastığa koyduğum yatağın altında değil. Pencerenin önündeki suladığım papatyanın yanında da değil. Eski kıyafetlerimi koyup yeni kıyafetleri mi aldığım dolapta da yoktu.
-Buldum şöminenin içindeki ateşin közünün içinde. Nasıl almalıyım ki şimdi bunu ya yanarsam.
Ve garipten bir ses ‘yanmayı göze alırsan feraha en kısa zamanda kavuşursun’. Hatırladım ki bu cümle bu odada işimin bittiği sırada söylenmişti. Ben de gözlerimi kapattım ve köz halindeki ateşe ‘Ya Hu’ diye üfleyiverdim ve gönlümdeki darlıkla beraber ateşin közü de sönüverdi. Anahtarı aldım oradan. Şimdi izlemeye alıştığım kendi hayatımın ekranında, sıra kelime yazması sende yazıyordu. Artık kuşatmanın kalkmasının son anına geldim çünkü dönüşüm için son bir oda kaldı. Ekrana kocaman harflerle “YOL” yazdım. Ve tekrardan ekran kaldığı yerden oynatılmaya başlandı. O zamanlar bu odaya ilk girdiğim zaman çok şey bulacağımı umuyordum ama şuradaki gülden başka bir şey yoktu. Bu odada gül ile ne kadar süre geçirdiğim mi hatırlamıyorum ama gözyaşımla dikenlerinden gül tomurcukları çıkana kadar kaldığımı biliyorum. Geçirdiğim bu zamanları izlerken kalbim hızlı hızlı atıyordu. Dönüşümüme şahit olmak bunları tekrar hatırlamak kalbimi yerinden çıkaracaktı. Anahtarda tahmin ettiğim gibi kapının üstündeydi. Aldım anahtarı ve bir anda her şey kayboluverdi. Bir tek ben ve kafamdaki düşünceler kaldı. Yıllar öncesinde bu kelimeler sayesinde ben gerçek Adem olmuştum ne oldu da bunları unutup eskisi gibi bir hiç haline geldim. Tekrardan ben Adem olmalıydım sonuçta diğerlerinden şanslıydım hayatın formülünü biliyordum: tebessüm, muhabbet, aşk, yol.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.