BENİM HİKAYEM

Son birkaç parça eşyayı da bagaja yerleştirdikten sonra artık yola çıkmaya hazırdık. Güneş dünyamızla yeni selamlaşıyor ve asfalt yolla henüz kucaklaşıyordu. Karayla sarmaş dolaş olup denizi de unutmuş değildi. Güneş bu haliyle tüm çocuklarını kollarıyla saran bir anneyi andırıyordu. Vakit tamamdı, tüm kapılar kapandı ve motorun sesinin duyulmasıyla yolculuğumuz başladı. Evimden uzaklaşırken yılların eskitemediği manzara tekrar yaşanıyor, annem yine arkamdan el sallıyordu. Yine bu görüntü yavaşça küçülüyor ve yine ben evimden uzaklaşıyordum.
Yolculuğumuzun büyük bir kısmında bize eşlik edecek denizin güneşle kucaklaşmasını izledim. Bir hüzün çöktü üstüme, aslında bu yeni bir durum değildi. Bu yolculuğa ilk kez yirmi sekiz yıl önce çıkmıştım. Annem yine pencereden el sallamıştı. Babam beni otogara götürmüştü, alnımdan öpmüştü ve beni uğurlamıştı. Bu hüznü ilk defa orada hissetmiştim. Göğsüm sıkışmıştı, boğazım kurumuştu ve tarifi imkânsız bir hüzün hissetmiştim.
Neydi bu duygunun sebebi? Bunun cevabı yirmi sekiz yıl öncesinde saklıydı. Yirmi sekiz yıl önce parmağımda bir yüzükle, yüzünü hiç görmediğim biriyle evlenmeye gidiyordum. Yeni bir hayat vardı önümde: Yeni bir şehir, yeni bir ev, yeni insanlar… Eskiye dair ne varsa arkamda bırakıyordum. Ne de toydum o yıllar. Bir sürü belirsizliktense bir son istedim Rabbim’den. Şöyle keskin bir fren sesi ardından acı bir korna, büyük bir gürültü ve havada dönen tekerlekler hayatımın son sahnesi için hiç de fena bir senaryo seçeneği değildi.
Şimdi geri dönebilsem ve gözleri korkuyla dolu felaket senaryosu kuran genç kıza iki kelam edebilsem, ne söylerdim acaba? Belki yalnızca hayatı anlatırdım ona. Geleceğini korkuyla beklediğin yıllarda gözyaşıyla yoğrulacak acı da var, kahkahalarla karşılanacak mutluluk da var. Hayatın bir sürü acı ve tatlı anısı olacak, yaşamalısın bu hayatı!
Adına gelecek dediği ve merak ettiği şu anı anlatırdım ona. Arabayı yanımda oturan eşimin kullandığını, arka koltukta iki kızımla bir oğlumun olduğunu ve kalbimin tam ortasını orada olmayan oğluma ayırdığmı söylerdim. Kalbimin ortası onundu çünkü cennet kuşunun yeri kalbin tam ortası olmalıydı. Ona dedim ki anneler evlatlarıyla vedalaşmaz küçüklüğüm. Ben bunu oğlumu toprağa verdiğim zaman anladım. Annen seninle vedalaşmak için değil gözlerindeki hüznü net okuyamaman için sana el sallıyor. Yoksa, anneler evlatlarıyla vedalaşamaz küçüklüğüm!
Güneş yavaş yavaş adına saat dediğimiz merdiveni tırmanıyordu, artık zirve noktaya ulaşmıştı, oradan insanlığı seyre koyulmuştu. Arabanın tekerleri dönmeye devam ediyor bendeki hüzün ise hafif hafif dağılıyordu. Artık genç kız yolculuğunu tamamlamış otobüs otogara park etmiş ve kapılarını açmıştı. Benim yeni hayatımın giriş kapısı otobüsün çıkış kapısıymış meğer. Yeni hayata ağır ağır merhaba demek için yavaş yavaş iniyordum merdivenlerden. Yeni hayatımın başrol kahramanı beni karşılamaya gelmişti. Bu ilk görüşümdü yüzüğün meçhul sahibini. Ne hissetmiştim ilk görüşte? Şu an hissettiğim huzur var mıydı mesela, peki ya gençlerin çok önemsediği aşk? Sanırım baskın duygu heyecandı. Kalbim küt küt atıyordu, daha fazla ortada duramazdım teyzemin arkası saklanmak için tek seçenekti. Teyzemin arkasına sığındım, yeni hayatımın bir günlük refakatçisine.
Düğün dernek kuruldu, bundan sonra gençler ilk önce İstanbul’un simge mekanlarından biri olan Çamlıca Tepsinde gezdirildi sonra ise evlerine uğurlandı. Bunların ardından yirmi sekiz yıl geçti. Neler aldı yirmi sekiz yıl benden? Gücümü, kuvvetimi aldı mesela; gençliğimi aldı, simsiyah saçlarımı aldı. Peki ya neler verdi? Önce eş sıfatı verdi bundan gayrı refikayı hayat olacaktık birbirimize. Ardından anne sıfatı verdi, dünyada Allah’ın rahim sıfatına tecelli olabilecek kudrete sahip olan tek sıfatı, anneliği. Bu hesaba göre kim kime borçlu bilemem ama bu hayatı yaşamalıydın küçüklüğüm!
Yola devam ettikçe denizle vedalaşma vakti de geliyordu. Denizle vedalaşmamız yolun büyük bir kısmını bitirdiğimiz mesajını veriyordu. Bu sefer de denize hapsettiğim duyguları bırakıp kaçmayı başarmıştım. Ufak bir rahatlama bütün vücudumu kapladı. Yüzüme küçücük bir tebessüm yerleştirdim. Keskin virajları tamamlasa da hayat bitmez bir yolculuktu, biz de daim yolculardık.
Şeyma Gürsoy

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.