Baba memur. Orada burada geçti ömrümüz. Bir şehirde aşk acısı çekebilecek kadar bile yaşamıyordum. Hani desen ki çocukken aşık oldun mu, bir kez oldum. Fırınıcının benden 7 yaş büyük oğluna, hala kulaklarım kızarır. Annemden yediğim ilk azar, daha büyük olmayı dilediğim ilk andı. Ama konumuz bu değil. Konumuz o şehirlerden bir tanesinde unutamadığım Muharrem. O ve onun kafa tuttuğu her şey.
Ortaokulda, aynı sınıftaydık kahramanımız Muharrem’le. İnsanlar ortaokul zamanlarında çok acımasız olabiliyorlar. Bu acımasızlıktır sanırım onu zihnimden çıkarmayan. Şöyle ki;
Muharrem vardı bizim. Futbolcu, tek kaş muharrem. 160 boyu, kesilmeyen tırnakları, buna rağmen uzamayan tırnakları. Bizim muharrem, futbolcu tek kaş tırnaklarını yiyen muharrem. Kızların ilgisi tamamen üst sınıflardaki berkecanlardayken, mevcut haliyle durumun boşvermişliğine kapılan muharrem. Şansızlığının farkında olduğundan, koyveren muharrem.
Kantinde, köşede”olmmm nasıl koyduk geçen ahuahua” diye eğlenen muharrem. Ortaokuldaki merveler, zeynepler, melisler için her zaman bir öteki olan muharrem.
Bir gün bir kızdan hoşlandı muharrem. Okulda, sırada, sessizce mırıldandı. Bu hareket ona göre fazla iddialıydı. Yeşil sahalarda gol atmaya alışıktı muharrem. Kontra atak gelişen bu pozisyon.. şüphesiz muharremin elinde patlayacaktı. Ama umrunda değildi. Bir defans olmak istemiştim ona. Olamadım. Hala içimde çocukluğuma dair bir sızı. Hayır Muharrem, yapma diyemedim. O kız ileride duyarsızın teki olacak seninse aslan gibi yüreğin var Muharrem diyemedim. Muharrem’e dur diyemedim…
Bizim kız bağırdı, “seen ilk önce kaşlarının arasını al, ayrı bir cumhuriyet kurmuslar ahahahahah”. Böyle söyledi, aynen böyle. Muharrem’in yüzüne yüzüne. Yüreğinin tam ortasına. Beton gibi.
Sonra çekti gitti muharrem. Belki de değil, çok üzüldü; ertesi gün okul sırasında artık iki ayrı kaştı muharrem.
tüm sıfatlarını yitirdi, yeni bir sıfat kazandı muharrem.
artık ibne, ibne muharrem.









