Güven Hissiyatı.

Kime sorsanız. Bu zamanda kimseye güvenilmez. ‘Kendime bile güvenemiyorum’, der durur. Daimî şekilde bu sözleri hem dillerde hem Kalplerde dolandırır durur insanlar. Bilemeyiz. Belki de haklılar değil mi?, diye düşünebilirsiniz. Anlıyorum. Fakat düşününce Allah’tan başka güvence ve garantimiz yoktur. O halde neden insanlara bağlıyoruz her olayı, her olanı. Bizim göremediğimiz onca hakikatı Allah var eder iken. Biz her zaman kendimiz yapıyor, kendimiz vesile oluyor ve ‘kendim’ yaptım diyebiliyoruz. Peki şunu neden unutuyorsunuz? Allah istemese bir adım dahi atamayız. O vakit aklımızda bulundurmalı, biz’e ancak Allah’ın istediği isabet eder. Ne ekseriyeti ne ekalli. Şöyle düşünün; istediğiniz bir şeyi elde etmek için onca çaba sarfedersiniz bir önceki yazımı okudu iseniz anlamışsınızdır. İnsan her istediğini elde edemez. Bu inkar edilemeyen bir Ayet-i Kerimedir. Öyleyse biz neden bizi her şeyimizi en ince teferruatına kadar yaratarak mahlukatın en şereflisi olarak adlandıran Allah’a bağlayamıyoruz kendimizi. Gönül bağımızı Allah’a teslim edemiyoruz. Demek ki bizi bu dünyadan alıkoyan unsurlar engeller var değil mi? Evet dünya da yaşıyoruz. Dünya var ama bu bir geçici rüyadan ibaret unutuyoruz. Burası geçici fani alemin hatalarını, bedelini baki olan Ahiret’e saklıyoruz öyle mi? Ne delilik, der Şair bunu idrak ettiği zaman. Sizde idrak edebilirsiniz. Sadece Gözümüzü (Kalbimizi) açmamız gerek. Kendinize yardımcı olabilecek sadece sizsiniz. Siz idrak etmeden size anlatılsa dahi duymazsınız. ‘Mühürlü Kalp diyor Ayet-i Kerimede demek ki Kalbin Anahtarı var mecazî anlamda. Ve bu yerde anladım ki; insan Allah isterse ancak görebilir. Bir Halifelerin en adaletlisi olan Ömer bin Hattab’ı düşünelim. Yol’u bir Peygamber’i öldüreceği hevasıyla dolup taşmış bir insanla geri döndüğünde kendini Gül bahçesinin ortasında buldu. Yani gittiğimiz yolların sonunu ancak Allah bilebilir. İnsan’a mahsus değil bu. Bu husûsiyet yalnız Allah’ındır. Biz’e düşen pay Allah’ın halk ettiklerine razı olmak. Ancak böyle Allah bizden razı olur. Razı olacağı an bizim onun bize nasip ettiklerine razı olduğumuz an ve onun için yaptığımız her ameldir. Fakat bu bizim haksızlığa kötülüğe boyun eğmemiz gerektirdiği anlamını taşımaz. Aksine insanlar’a yardımda bulunup elinden geldiği kadarınca ihlaslı amel işlemeli anlamına gelir. Nitekim hayrı da şerri de yaratan Allah’tır. Biz sinelerimizi sebepleri halk eden’e bağlamayı bilmeliyiz. Bilmez isek insanların ellerinde harabe olur, sonumuz ziyan olur. 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.