Batan bir diken bile olsa, müslümanın başına gelen her bir musibeti, Allah onun günahlarına kefaret kılar.                                 |Buhari, Merda, 1|

Musibet, acı, hüzün aslında mutluluk dinamiğini oluşturur. Herşey zıttıyla bilinir mutluluğu yaşamak için hüznü hissetmek yaşamak gerek. Bizi canlı tutan bu duyguların yaşanılmasını istememek bir nevi yaşamamayı istemektir. bu durumda yaşayan bir ölüden farksız kalırız. Vuku bulan her hadise muhakkak ki hikmeti vardır, hikmetsiz hiç bir durum hasıl olmaz çünkü Allah |c.c| boş ve gereksiz iş yaratmaz.

[لا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا]
“Üzülme, Allah bizimledir”|tevbe,40|
yaşam sürdüğümüz bu darı dünyada sıkıntılarla cebeleşmek elbette kaçılmaz bir durum, bu durumda sebat gösterip sıkıntıya değil de sıkıntı ardından gelecek olan sadeti zihinlerimizde tasavvur etmek ruhumuza bir nebze de olsa şifa verecektir.
Hayatın buhranına karşı savaşlar verip galip gelmeye çalışmak oldukça enerji tüketir. Bu durumun üstesinden gelememek ayrı bir boşluğa sevk ediyor tabi bu kaçınılmaz bir şekilde kısır döngüye haps ediyor. Kanaatimce benliğimizde hasıl olan bu duyguyu nasıl ki mutluluğumuzu yaşarken sevinç duyuyorsak aynı zamanda üzüntümüzü, hüznümüzü yaşarkende sevinç duymalıyız şairin dediği gibi “insan bastırdığı duygunun esiri olur” dolayısıyla kendimizi kasmadan mutluluğumuzu yaşar gibi üzüntümüzüde yaşayıp vaktinde misafiri uğurlamak en mantıklı davranış olucaktır.
Neticede betonlaşmış şehirde hissizleşmiş âdem ile  doğallığını  yitirmiş  bir hayatın serüveninde miskin olmamak elde değil. peygamberin s.a.v sünneti olan, insanın ruhuna, kalbine hitap eden sadelikten kendimizi yoksun bırakıp, aldatıcı bir sevgiliden farksız olan, göz kamaştıran dünyanın kabartma tozuna bulanmak insanın ayarında mevcut olmayan yeni bir iletişim eklemek gibi fıtratımıza aykırı, ters orantılı olan bu durumu yaşamaya çalışmak ayrı bir bunalıma sebep olur. Kulaklarımıza aşina olsada hatırlatmakta muhakak ki fayda vardır şöyle ki;  “Resulullah s.a.v efendimiz sevinince toprağa üzülünce gök yüzüne bakardı, toprakta tevazu gök yüzünde ferahlık vardır”.  bu durumlarda helak edici yeise, hasta edicek üzüntüye  kapılmak yerine resul-i kibriya efendimizin tavsiyelerine kulak verip yanlış kalıplaşmış düşünce yığınını bırakıp tembihlere göre şekil almamız daha makule geçecektir.

(Sıkıntılı iken “Hasbünallah ve ni’mel-vekil” deyiniz!) [İ. Merdeveyhi]
Kur-an’ı kerim okumak dinlemek, sadaka vermek, güzel kokular ve temiz giyinmek, başkasının sıkıntısını gidermek, doğayla buluşmak, su, kuş sesleri dinlemek, yakın bir arkadaşla hasbihal etmek, dünya ve ehiretimize fayda sağlicak meşgaleler edinmek, ruhumuzu kalbimizi sukûnete eriştirir. tevekküle sarılıp filizlenmeyi beklemek en doğru adım olucaktır.

“Dünya uğrunda mahzun olmaya değmez” Şeyh Muhammed Muta Haznevi |k.s|

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.