Hüzün Bulutu

Birkaç gündür işe gelmiyordu. Sıkıntılı günler yaşıyoruz. Hastalık ve salgın konusunda ne kadar güçlü olduğunu bilsem de kendinden ufak bir şüphesi varsa bile etrafındaki insanları düşünüp pimpirikli davranırdı, o yüzden gelmedi diye düşünüyordum.

Sabah erkenden iş yerinin kapısında arabasını görünce sevindim. Yine geliyor deli diye düşündüm içimden, gelip “günaydınlar”, “merhabalar” demesini beklemeden ben atıldım bugün “günaydın” diye.

Hafif bir tebessümle karşılık verdi

-günaydın

Duymayı beklediğim cevap buydu fakat ses tonu, bakışları çok yabancı gelmişti. Hüzün vardı yüzünde fark etmemek mümkün değildi.

Tanıdığım ilk andan itibaren çelimsiz gibi görünen vücudunun aksine ne kadar güçlü bir insan olduğunu görmüştüm.

Hem fiziksel olarak hem de duygusal olarak.

En sert, katı geçinen arkadaşlarımın bile hassaslaştığı, duygusallaştığı dönemleri görmüştüm.

En neşeli görünenlerin bile bütün günü somurtarak geçirdiğine şahit olmuştum.

Kötü, mutsuz gün kavramına tepki olarak doğmuştu sanki. Etraftanızda böyle bir insanın olması sizi sadece mutlu ediyor. Hayata dair umutlarınıza güneş gibi doğuyor.

İşte bu güzel tebessümün sahibi olacak dünya tatlısı kadın her zamankinden çok farklıydı bugün.

Her zaman içi gülen mavi gözler şimdi kan çanağına dönmüştü, kıpkırmızıydı.

Hüzün sarmıştı her yanını, hissetmemek mümkün değildi.

İyi değilim derken dudaklarının titremesi, sesinin çatallaşmasına alışık olmadığını o da fark etmişti muhtemelen.

Anlamadım neler olduğunu.

Kendisi de anlatamamıştı zaten.

Bu yazıyı okuyorsanız başlıktan anlamışsınızdır siz hikayenin sonunu ama hayatı bir başlık altında yaşamıyoruz.

Ya da bir konu belirleyip bunu yaşayım bugün de diye bir seçenek yok.

Olsa daha kolay olurdu galiba. En azından birazdan üzüleceğim, duygusallaşacağım diyerek hazırlık yapardık.

Soramadım daha fazla, üstelemek istemedim.

Sadece ufak da olsa bir tebessüm ettirmek için ufacık bir çikolata uzattım.

Başını kaldırıp teşekkür etti ve hafifçe bir tebessüm etmeye çalıştı.

O tebessüm çabasının çırpınıp düşen bir kuş gibi başarısız oluşu canımı yakmıştı, yapamadı.

Çok acıtmıştı, acıdığını ben bakarken bile hissetmiştim.

İşe döndük, biraz daha çalıştıktan sonra dayamadı muhtemelen izin alıp erken ayrıldı işten.

En yakın arkadaşı gelip

-Babasını kaybetti.

Dedi.

Kanser hastasıymış. Normalde fırsat buldukça ziyaretine gidermiş ama araya salgın girince uzun zamandır görememiş.

Cumartesi günü de kansere yenik düşmüş.

Uluslararası seyahat yasak olduğu için cenazesine de gidememiş.

Son vazifesini yapamamanın üzüntüsü de eklenmiş bütün acısına.

Bütün taşlar yerine oturmuştu kafamda.

Daha önce yaşamadığım bir depremin sarsıntısını tanıyamamışım doğal olarak, tahayyül bile edemediğim acının, hüznün yansıması buymuş demek ki.

Bir tebessümün, dudağınızın kenarına düşme fikrinde bile canınızı yakmasıdır babanın ölmesi.

Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir.

Siz isteseniz bile olmayacaktır.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.