Hüzünlü Kıymetler

Bir arkadaşımın bahçesine kurduğu, üzerine asma yaprakları sarkan salıncağını gördüm bugün. 

Ne güzel yermiş orası dedim de oradan başladık muhabbete. Nefes alma yerimiz orası dedi, önceden de seviyorduk ama kıymetini bilmiyorduk diye ekledi.

Düşündüm bu sözünün üzerine. Seviyorduk hakkaten. Pikniği, kamp yapmayı, çiçek toplamayı, gökyüzünü seyretmeyi, doğayı keşfetmeyi seviyorduk. Ama kaybetmekten korkmuyorduk, bizi bırakmayacağına öyle çok emindik ki onu incitmemek için hiçbir çaba sarfetmiyorduk. Hani 30 yıllık bir karı koca birbirini çok sever ama o nişanlılık hallerindeki gibi ‘incitmeme çabası, kaybetme korkusu’ olmaz ya pek, işte öyle bir haldeydik. .

Bizimmiş gibi üzerinde tepiniyorduk. Çiçeklerini bizsiz açacağını, çimenlerini bizsiz yıkayacağını, güneşin uykuya bizsiz dalacağını düşünemiyorduk. 

Deniz biz olmazsak kayaları okşamaz, yıldızlar biz dilek tutmazsak kaydıraktan kaymaz sanıyorduk. Evet seviyorduk ama kıymetini bilmiyorduk. .

Yine bugün okuduğum bir yazıda hüzün ile acı arasındaki farktan, hüznün ruhu nasıl beslediğinden bahsediyordu. Ben ve anılarım buna uzun yıllardır şahitlik ediyoruz, hüzün hakikaten besliyor ruhu. Ruhun bu kıymetli besini üzerine satırlar dolusu yazabilir, anılarımı sizinle de paylaşabilirim ama hüzün sokağına sapmamın sebebi bu değil. 

Diyeceğim şu ki, hakikaten kıymet bilmedik ve kıymet bilmemenin hüznü çöktü yüreğimize. Yüreğimize çöken hüzün, kapıları kapanan hanelerimize doldu. Ve pencerelerimizi her açışımızda hanemizdeki hüzün doğaya şifa olarak düşecek. Kıymetini bilmediklerimize bulduğumuz kıymetleri taşıyacağız. 

Güneş hüzünlü kalplerimize şifa, hüzünle yıkanan hanelerimize huzur katacak..

.

Çok seveceğiz yine, 

Ve ona gözümüz gibi bakacağız..

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.