Büyük iddialarımız, büyük imtihanlarımız oluyormuş meğer. Gözümüzü, dünya penceresine açtığımız anda ölümün sadece zamanı gelince, tahtaları doldurmak olmadığını unuttuk. Her zaman böyledir ya, bir son buluş yeni bir başlangıca gebe. Bir insan neden elindekini kaybedince değerini anlar? Sağlık, boş zaman… Sanırım bir şeyin anlamı, zatıyla kaim olmasından. Sonra nefsime ufak bir haykırış: ”Pişmanlığın, kafanı tahtaya çarpana dek! UYAN…”
Bazen de etrafımızdaki olaylara seyirci gözüyle bakakalıyoruz. Çünkü akıl edemiyoruz çevremizdekilerinde bizim imtihanımız olduğunu. Onlar da bizim gölgemizdi oysa, bizi takip eden…
Peki biz ne yapmalıyız her şartta, insanlığın olmadığı yerde müslümanlık nasıl aranmalı? Gerekirse bu asrın saaddeti için; ”kimse yoksa ben varım!” demek, son nefesin borcudur. Evet bir müslüman detaylar da gizlidir ama itidalli olmalıysak detaylarda boğulamayız. Yani bir proje için planımızın düzenine çok titrersek olmadığında isteklerimiz, enerjimiz kalmaz! Alternatifli olup esnek davranmak tevekkülü beraberinde getirir. Esnek olmakla, gevşeklik ise asla bir değildir.










Kaleminize sağlık
Zaman ayırıp, okuduğunuz için teşekkür ederim.