Doğduğunda minicik bembeyaz bedeni bir pamuğa benziyordu. Annesi onu görür görmez hoş geldin ‘ Pamuk’ dedi ve adı öyle kaldı.
Pamuk, kendini bildi bileli kitaplara düşkündü. Babasının kral olmasının avantajını sonuna kadar kullandı. Babası gittiği seferlerden hep elleri kolları kitap dolu döndü Pamuk’a. Farklı ülkelerden gelen kitapları, başka dilde yazılmış yazıları çözmek Pamuk’un en büyük hobisiydi. Kraliçe annesi bu durumdan hoşnuttu çünkü kendisi okuma yazma bilmiyordu. Kral babasının seferde olduğu uzun gecelerde Pamuk’un kendisine okuduğu kitaplarla zaman geçiriyor, başka ülkeleri ve kültürleri tanıdıkça hayretle, demek başka ülkelerde hayat başka türlü geçiyormuş, diyordu. Pamuk kitap okurken o da nakış işliyor arada bir yanında oturduğu pencereden uzaklara dalıyordu.
Pamuk büyüyor, kitaplığı genişliyordu. Kral babası yine elinde kitaplarla döndüğü bir gün, sarayın kapısına geldiğinde elindeki tüm kitapları düşürdü. Uzaktan solgun yüzünü gördüğü Pamuk’un kederli bakışları ona her şeyi anlattı. Kraliçe artık yaşamıyordu.
Kralın kendini toparlaması pek de uzun sürmedi. O bir kraldı; yönetmesi gereken bir ülkesi ve büyütmesi gereken bir prensesi vardı. Ayrıca Pamuk zamanının neredeyse tamamını okuyarak geçiriyor ve prensesliğin kurallarını öğrenmekle ilgilenmiyordu. Oysa büyüdükçe güzelleşen bir prensesti ve kısa zaman sonra komşu ülkelerin prensleri kapılarını aşındırmaya başlayacaktı. Pamuk, bir prensesti ve gelin gittiği ülkede onu temsil edecekti.
Kral ülkedeki en güzel ve asil kadını buldu. Yeni kraliçe Pamuk için iyi bir örnek olmalıydı.
Yeni kraliçe sevgi dolu bir kadındı. Pamuk yavaş yavaş yeni kraliçeye alışıyor ve gittikçe onunla daha çok vakit geçiriyordu.
Beraber ormanda yürüyor, gölde yüzüyor, güzellik hakkında konuşuyorlardı. Yeni kraliçe öyle güzel kalpliydi ki; kimseyle paylaşmadığı güzellik reçetelerini Pamuk’a veriyordu. Pamuk, yeni kraliçeye alışmış hatta onu sevmişti.
Ancak yeni kraliçenin tuhaf bir huyu vardı. Sabahları, çeyizle getirdiği aynadan başka bir şey bulunmayan odaya kapanıyor ve kendi kendine konuşuyordu. Pamuk başlarda tuhaf bulduğu bu duruma da alıştı. Ama yine de içten içe yeni kraliçede onu huzursuz eden bir şeyler olduğunun da farkındaydı.
Kraliçe odadan çıktıktan sonra Pamuk’a önce tuhaf tuhaf bakıyor sonra gülümsüyor ve o gün yapacaklarını sıralıyordu.
Kraliçe en çok, iyi bir prensesin lezzetli her yemeğin tadına bakmasını,söylüyordu. Sonra mutfağa gidiyor Pamuk için çok güzel yemekler pişiriyordu.
Başlarda bu durumdan hoşlanan Pamuk hızla kilo almaya başladı. Ayrıca yeni kraliçenin verdiği kremler de yüzünde yaralar açıyordu.
Pamuk bir türlü karar veremiyordu. Yeni kraliçede tuhaf bir şeyler vardı. Gülümsemesinin ve sevgisinin altında bir şeyler yatıyor olabilir miydi?
Pamuk yeniden kitaplarına döndü ve odasından nadiren çıkmaya başladı. Yeni kraliçe buna çok sinirlendi. Onu sık sık rahatsız ediyor, hatta onunla sert konuşmalar yapıyordu.
‘ Bu kadar çok okuyup güzelliğini ihmal etmen bir prensese yakışmıyor Pamuk. Aaa verdiğim kremleri kullanmamışsın. Dün gece yolladığım tatlıları da yememişsin. Sen iyice başına buyruk oldun. Kral baban savaştan döndüğünde acı konuşmalara hazır ol, tatlım.’
Pamuk zeki bir kızdı.
Yeni kraliçenin niyetini açıkça görebiliyordu. Yeni kraliçe evinin içindeki sinsi bir düşmandı.
Kral babası geldiğinde huzuruna çıktı ve Yeni kraliçenin yaptıklarını anlatmaya karar verdi. Ancak yeni kraliçe daha erken davrandı ve Pamuk ile Kral babası arasında korkunç bir tartışma yaşandı.
Pamuk o gece en sevdiği üç beş kitabını ve bir kaç parça kıyafetini alarak saraydan ayrıldı.
Babasıyla çıktığı avlarda öğrendikleri işine yarıyordu. Pamuk güvenle ormanın içinde ilerliyor, avladığı hayvanlarla ve bulduğu yaban sebzeleri ve meyveleriyle karnını doyuruyordu.
Yedi cücenin yaşadığı kulübeyi bulduğunda bir süre dinlenmeyi düşündü. Kapıyı çaldı açan olmadı. Aralık kalmış bir pencereden içeri girdi. Eşyalar kulübenin yedi küçük adama ait olduğunu kanıtlıyordu. Ayrıca yeni sönmüş ocak külleri de küçük adamların kulübeden yeni ayrıldıklarını işaret ediyordu. Pamuk en rahat yatağı seçti ve uyudu.
Gün batmadan uyandı. Yedi cüce geldiğinde hazırlıksız yakalanmak istemiyordu. Bahçeye çıktı ve adamları beklemeye başladı.
Yedi cüce geldi. Hepsi Pamuk’un karşısında saygıyla eğildi. En yaşlıları konuşmayı başlatmayı uygun gördü:
‘ Siz güzelliği ile tüm ülkede nam salmış Pamuk prensessiniz. Saraydan kaçtığınız doğruymuş demek. Kraliçe anneniz sizi bulana ödül verecek. Herkes peşinizde. ‘
‘ Peki kral babam, o iyi mi?’
Sözü durmadan gülümseyen cüce aldı:
‘ Kralımız hastalanmış prensesimiz. Sizi bulmakla Kraliçemiz ilgileniyor.’
Prenses biraz düşündü. Karşısında duran yedi küçük adamı teker teker süzdü. Onlara güvenebilir miydi?
‘ Siz ne düşünüyorsunuz? Beni saraya götürüp ödülü almak ister misiniz?’
Cüceler birbirlerine baktılar. En yaşlı cüce tekrar söz aldı:
‘ Prensesimiz, bizler hayatı boyunca bedenlerinin yapısı nedeniyle alaya alınmış ve ciddiye alınmamış insanlarız. Birbirimizi bulduk ve insanlardan olabildiğince uzaklaşmak için şehirden kaçıp ormanda yaşamaya başladık. Biliriz ki; bir insan bir yerden kaçıyorsa kesinlikle bir zorunluluk vardır. Bu nedenle kaçışınızı anlayabiliyoruz. Belki bunu sadece biz anlayabiliriz. Dilediğiniz kadar misafirimiz olun. En kutsal bildiklerimizin üzerine yemin ederiz ki; sizi asla teslim etmeyeceğiz.’
‘ Şu gözlere baksana zaten teslim etmeye kalksak bile anlar anında toz olur.’
Herkes arkalarda duran sinirli cüceye baktı. Yaşlı cüce sinirliye delici bir bakış atıp Pamuk’a döndü. Pamuk güzel bir kahkaha patlattı.
Pamuk ve cüceler sağlam bir iş bölümü yaptılar. Zamanında madencilerin hikayelerini anlatan kitaplar Pamuk’un işine yaradı. Beraber çalışıyorlar, üretiyorlar ve paylaşıyorlardı.
Bir gün madenin önünde mola vermişken uzaktan yaşlı bir kadının varlığını hissetti Pamuk. Kadın yürümüyor uzaktan onu izliyordu. Kadına doğru yürüdü ve yaşlı gözlerin altındaki sinsi bakışları anında tanıdı.
Durumun tadını çıkarmak için yaşlı kadınla sohbet etti. Yaşlı kadın Pamuk’un ona inandığına inanç getirdiği anda kırmızı elmayı sepetten çıkarıp Pamuk’a uzattı. Pamuk en masum haline büründü:
‘ Siz benim bu hayatta gördüğüm en tatlı yaşlı teyzesiniz efendim. Ancak ailem bana büyüklerim yemeden asla karşılarında bir şey yemememi öğretti. Kötü üvey annem bile böyle bir kadındı. Lütfen önce siz bir ısırık alın, sonra bana verin. Hem paylaşmak harikadır. Böylesine güzel bir elmayı tek başıma yiyecek kadar bencil değilim efendim ben. ‘
Kraliçenin ikna çabaları sonuçsuz kaldıkça sinirleniyor, Pamuk ise arsız arsız gülüyordu.
Kraliçe sahnelediği oyunun başarısız olduğunu anlayınca pelerininin altından hançerini çıkardı ve Pamuk’la boğuşmaya başladılar.
Cüceler madenin derinliklerinde olan bitenden habersiz çalışırken Pamuk güzelliği ve zekasının yanında geliştirdiği kol kaslarının ödülünü alıyordu. Yeni kraliçeyi etkisiz hale getirdi. Belindeki ipi çıkardı ve yeni kraliçeyi bağladı.
‘ Yardıma ihtiyacın yok sanırım.’
Atının üzerinde ona doğru ilerleyen prense baktı. Gülümsedi.
‘ Herkesin her zaman yardıma ihtiyacı vardır. Lütfen bu paketi saraya bırak ve Kral babama onu burada beklediğimi söyle.’
Prens yol boyu çırpınan yaşlı cadıya rağmen aklını Pamuk’tan alamıyordu.
Kral baba ile tekrar madene döndüğünde Pamuk’a bir kez daha aşık oldu. Kral baba ile beraber Pamuk’un hikayesini dinledi ve tüm hayatını onunla geçirmek istediğine karar verdi.
Pamuk saraya döndü. Prensle arkadaşlıkları ilerledi ve o da prensin iyi bir hayat arkadaşı olacağına karar verdi.
Düğünde sinirli cüce bile çok eğlendi.









