Zamandan ve mekândan uzaklaşıyoruz şu günlerde. İzafileşiyoruz, farklılaşıyoruz. Her bakımdan bu farklılaşma. Ahlaki değerlerimiz,yaşam tarzlarımız, giyim kuşamımız, ideolojik düşüncelerimiz ve hatta suretlerimiz bile değişiyor. Tabii bu değişimden hepimiz bî-haberiz. Herşeyimiz değişiyor ve biz bu durumun farkında değiliz, nasıl olurda mümkün olur böyle bir durum ? Efendim pek tabii olur. İçimizden hangimiz çıkıp babamızın bundan on beş sene önce giydiği bir pantolonu giyip dışarı çıkmaya cesaret edebilir ? Kendi adıma konuşayım; ben yapamam. Çekinirim bir kere. On beş seneyi geçtim; (belki el-insaf diyorsunuzdur içinizden.) Geçen sene bi’l-umum moda ikonlarınca işaret buyrulan ancak bu sene modası geçmişler torbasına giren bir kıyafetle sokakta yürüdüğümüzde, “modayı geriden takip ediyor !” perspektifiyle yaftalanıyoruz bu günlerde, bu ülkede. Bu, işin İzafileşme boyutu.Peki nerede kaldı bizim bir lastik çarığı bir ömür giyen analarımıza, ya onların çocuklarına ? ne oldu bizim israfa düşman necip milletimize ?
Ne oldu bize ?
Arif Nihat Asya bize ne olduğunu kısaca şöyle anlatmış:
“Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu. Ne olduysa hep bize azar, azar oldu…”
Öyle bir nazarki bu sanki gözlerimiz kör olmuş, annesinin kucağına koşan bir küçük çocuk gibi kapitalizmin ve emperyalizmin kucağına koşuyoruz. Sürekli uyutuluyoruz. İki asırdan beri süre gelen bir uyku. Yavaş yavaş uyutuluyoruz. Ancak uyutulmaktan daha tehlikeli bir husus var ortada; “uyutulmaya alıştırılmak”
İnsanlar uyutulabilir. Ancak uyanırlar ve bir Daha uyutulmamak için gerekli tedbirlerini alırlar. Eğer uyutulduysanız ve uyanmak için sizi uyutanlardan bir talimat bekliyorsanız işte o zaman uyutulmaya alıştırılıyorsunuzdur. Faraza; İşinde çok başarılı bir eleman müdürünün dikkatini çekiyor ve müdür’ü endişelendiriyor. Müdürün endişelenmesinin sebebi, çalışkan elemanın patronun nazar- ı dikkatini celb etmesi ve patron tarafından kendisinden daha üst bir merciiye taltif edilmesi. Müdür bu durum için çok iyi bir çözüm bulur ve elemana “Sana her gün istediğin kadar izin vereceğim. Ama normalde aldığın ücretin biraz daha düşüğünü alacaksın. Her gün istediğin saate kadar uyuyabilirsin, işyerine de istediğin saatte gelebilirsin.” diyerek onu işten ve çalışkanlığından uzaklaştırarak, liyakat sahibi olmasını engelleyerek; kendi koltuğunu korumasına benzer.
El-hasıl “Uyutulmaya Alıştırılma”dan önce uyanmalıyız. “Müslüman Uyanık olur” şiarını düstur edinmeliyiz. Bana sorarsanız uyanmaya ilk önce ahlaki değer yargılarımızın neler olduğu hatırlayarak başlamalıyız. Olurda yolda yürürken gözüm harama değer diye kafasını eğip yürüyen, hatta öyle eğenki yolda yürürken kambur zannedilen bir ecdadın torunlarıyken ve bu ecdadımızla bu denli övünürken, nikahımız olmadığı halde azep bir kızın veya azep bir erkeğin, karşı cinsinden bir şahısla sinemalarda, parklarda,cafelerde el ele kol kola dolaşması (ki bu durumdan bizim ecdadımızın nikahlı olanları dahi sakınmışken.) nasıl meşru karşılanabilir? Nasıl bir haramı işlemek bu kadar kolay olabilir ? En büyük imtihanı yaşıyoruz kardeşlerim, en büyük imtihan.. en azından benim için… Nedir o ?
Rehavet, rahatlık, bolluk vs. adına ne derseniz deyin, bildiğim tek şey asıl büyük imtihan bu. Ayağa kalkın kardeşlerim. Ayağa kalkın ve silkinin. Üzerinizdeki ölü toprağı kaldırın, sizi uyutmaya çalışanlara fırsat vermeyin, kim olduğunuzu,nereden geldiğinizi, kime döndürüleceğinizi Unutmayın aman ha kardeşlerim ! Unutmayın Sonsuz kudretin ve kuvvetin yegâne sahibini, uzaklaştığınız zamanın ve mekânın tek sahibini, Yer yüzündeki en büyük devrimi yapanı, Kime ihtilaf ettiğini Unutmayın kardeşlerim
“Hafıza-i beşer nisyân ile malûldür.” Eğer unutacak olursan açıp bakabileceğin sana tekrar tekrar defahhatle hatırlatabilecek seni uyandırabilecek bir Rehberimiz var ona sormayı unutmayın Kadeşlerim…
Bizi uyutmaya çalışanları, dizlerimizin üstünde bizim uyuttuğumuz günlerde tekrar görüşmek dileğiyle،. اَلسَّلٰمٌ عٰلَىْكُمُ
















