Edebiyat

İki refik: Kalem ve Kağıt

Hayat nedir diye sorduklarında “Hayat, yolda olmaktır.” diyor boşlukları dolduran, zorlukları yazılarıyla hafifleten yazarım Tarık Tufan.

Hayat yolda olmaktır muhakkak ve bu hayat yolculuğunda bize eşlik eden, bizi bırakmayan, içimizi döktüğümüzde bizi yargılamayan iki dostumuz vardır: Kalem ve kağıt.

İçimizdeki sıkıntılarla yer değiştirirken dolar sıkıntılarımızın siyah mürekkebiyle beyaz kağıt.

Kaç yaşına gelirsek gelelim yeni bir kalem ve defter aldığımızda kaplar içimizi bir sevinç. “Çocuklar gibi şen” olamasak da yaklaşır yanaklarımız kulaklarımıza. Biliriz çünkü. Biliriz ki yeni sessiz dostlar kazanmışızdır içimizin uğultusuna..

Herkesin saklandığı bir yer vardır. Bizde saklanırız kalemimizin siyahına, defterimizin beyazına. Yazmak bir alışkanlık olur. Aklımıza gelen bir söz, duyulan bir hikaye veyahut güzel bir sokak ismi… Sanki kalem ve kağıdımızın da bunları duymasını isteriz.

Kalem ve kağıt “bizim büyük yalnızlığımızda” sadık iki dostumuzdur her zaman..

Ölürüm🍂

Bu kadar güzel gülme ölürüm❗️
Gözlerine her baktığımda dünyaları görürüm.
Hepside güzel, hepside ince sevinç dolu böyle🎈

Martıların özgürlüğünü bilir misin❓
Peki ya kelebeklerin ömrünü❓

Sana duyduğum o muazzam şeyin ne olduğunu bilmek isterdim
Gözlerimin gözlerine deydiğinde neden eriyip gittiğimi mesala
Adını duyunca neden kendimden geçtiğimi
Yada
Yanındayken nasıl yok olup gittiğimi

Bir melektin sanki başka dünyalarda başka kapılar açan
Bazen bir martı bazen bir serçe bazende bir güvercindin
Ama hep saf ve tertemizdin❗️

Yokluğunla kaybolduğum geçelerim vardı
Sesini güneş sanıp yeniden doğan sabahlarım

Tebessümün yeryüzünü aydınlatıyor❗️
Bilmem biliyor musun aşkından ne çiçekler açıyor

Sen gelince solmayan güllerin varlığına şahit oluyorum önce
Sonrada o hiç görmediğim ağustos böceğinin şarkılarına

Dünyaların içinde güzellikler saklıymış gözlerinde gördüm
Henüz keşfedilmemiş hazları tattım dudaklarında

Saçlarının her telinde binlerce umut saklıymış
Dokunduğum her yerinde ince bir yumuşaklık

Şimdi tarifini edemediğim kokunun alıp başını gittiği sokaklardayım
Bilmem ki hangi yerlerin hangi dar sokaklı kaldırımlarındayım ..

Ağustos’un Hikayesi

Her mevsimin hikayesi ayrı bir hüzünlü olurmuş.
Siz hiç Ağustos’ta yaşadınız mı Ayrılığı?
İçiniz buz kesmişken, göz yaşınız yaktı mı elmacık kemiklerinizi?
Yahut en guzel sabaha, en yorgun halinizle bile olsa
Sevdiğinizin yanında açtınız mı gözlerinizi?
Şu cehennem sıcağı Ağustos’ta, sarılıp da uyudunuz mu birbirinize?
Ağustos’ta aşkı yaşamak zor, hele ki ayrılığı.

Ayrılık ki zaten ayrı düşürür cümleleri,

Aşk desen Ağustos’ta yaşanmazmış öğrendiğim.
İyisi mi sevmeyin azizim kimseyi,
Ağustos’un hikayesi olmayıverin siz.
Yalnız da yaşar Ağustos hikayesini, aşksız ve kimsesiz.

Diri Bir Haziran Sabahı

Sen sevgilim
Diri bir Haziran sabahısın yastığımda
Uykumdan uyanmamın sebebisin
Huzurla ve dudağımın kıvrımındaki gülüşümle
Sen bilmezsin
Huysuzun teki olurum sabahları,
Neşesiz ve bir o kadar keyifsiz
Sense anlamlı kılansın en umutsuzları.
Sen umutsun sevgilim
Yalnızlığın en umutlu mavisi.

BİZ OLMAK

Tarihlere kazınacak bir aşk istiyorum, herkes bilmese de olur aslında sadece biz, sadece ikimiz.

Tarihe de biz kazıyalım birlikte. İkimizin takvim yapraklarında saklı olsun aşkımız.Belki de sadece benim takvimimde olucaksın.Seninkinde BEN diye bir şey olmayacak belki de.

Ama ben çok istiyorum bizi.Biz olmayı…

Takvim yapraklarında geçen zamanımız birlikte olsun istiyorum.Çok şey mi istiyorum?Hayır, sadece bizi istiyorum sadece bizi….Geçen zamanda iki kalp bir gönül istiyorum.

Ben biz olmayı çok özledim. Gülüşlerimizi unuttun mu? Birlikte geçirdiğimiz onca zamanı? Unutmamışsındır bence. Ben unutmadım sen de unutma.Unutmayalım birbirimizi.

SENİ, BENİ VE BİZİ…

Bir Sınav “Filistin”

“Filistin bir sınav kağıdı FB_IMG_1440378877383
Her mü’min kulun önünde
De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır
De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine” dedi bir güzel adam.

Umudunu hiç yitirmeyen Müslümanlar için Filistin elbet bir gün çocukların zafer işaretlerinin karşılığını alacağı, İslam’ın sancak sancak büyüyeceği, Allah’ın miraç hediyemizi verdiği o kutsal yer.

Bugün Cahit Zarifoğlu’nun dediği “Her mü’min kulun önünde sınav kağıdı olan Filistin” imtihanından bir buçuk milyar müslüman olarak kaçımız geçtik? Kaçımız Filistin’in derdine düşüp “ne yapabiliriz?” diye düşündük? Cevap veriyorum; çok çok azımız…

Dünya müslümanları olarak zulme sessiz kaldıkça zulmün daha da büyüdüğünü, haksızlığa karşı sessiz kalmanın yeni haksızlıklara davetiye çıkaracağını bilmeyecek kadar aciz miyiz? “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır!” diyen bir Peygambere layık olabiliyor muyuz? Cevap veriyorum; Aciziz ve Rasulullah’a layık değiliz.

Peki arkadaş, bizler sınırlı silahı olan insanlarız. Allah kabul ederse bu zulme karşı Hakk’a yakarır, yalvarırız. Elimizde olan üç-beş kuruşu Filistin’e, küçük mücahitlere yollarız. Burada yazar, orada konuşur müslümanları davaya çağırırız.

Peki ya İslam dünyasının godomanları?

Onu bunu bilmem de arkadaş, “Filistin’in, Mescid-i Aksa’nın bu halinin sebebi kendini Müslüman addeden devlet yöneticilerinin/kralların o yumuşak koltuklarında/tahtlarında ses çıkartmadan oturmalarıdır. Allah müslüman devlet adamlarına “Adil olan hükümdar Allah’ın rahmet gölgesi ve yer yüzünde kalkanıdır!” hadisine muhatap olacak feraseti nasip etsin. Zira zulme sessiz kalmak en büyük adaletsizliktir!

Şükretmeyi bilmek bile bir şükür sebebi…

 

Şükretmeyi bilmek bile bir şükür sebebi..

Kardeşim, şu dünyada herkes imtihanından yakınıyor fakat kimse düşünmüyor. Bu imtihanlar neden var? Olmasaydı ne olurdu? Bana ne kattı? Nelerin farkındalığını sağladı? Her insanın kendine sorması gereken sorular var. Kendi gelişimi, kendi karakterinin oturması için sorması ve cevaplaması gereken sorular.

Kısa keseceğim. Şimdi düşünelim yaşadığın olaydan (imtihandan) yakınmak yerine ondan çıkarım yaptığımızı, Allahtan’dır deyip teslim olduğumuzu fakat boş bir şekilde değil, inanarak ve ders alarak… Böyle düşünen bir genç tabiri caiz ise kendi açıklarını kapatıp bir daha gelecek dalgaya daha dayanıklı olacak, hayata karşı bir can yeleği daha giymiş olacak. Bir zaman sonra geriye dönüp baktığında şükredecek, belki de yaşadıklarına gülüp geçecek. Çünkü yaşadıklarının ona kattıklarının farkında olacak.

İşin sadece maddi kısmını düşünmemek lazım tabii, hem psikolojik hem manevi olarak yediğiniz darbelerle kendinizi güçlendirirseniz, ileride olacak daha büyük psikolojik ve manevi sıkıntılara karşı kendinize bir nevi aşı yapmış olacak, bir dahaki nefsani saldırıda “ya kardeşim bu da bişey mi çok şükür ben neleri atlattım” diyebileceksiniz.

İşi biraz da mantık tarafından değerlendirirsek…

Aslında düşündüğümüzde bizim sadece bizim yaşadığımız olaylardan değil yakınımızın, akrabamızın, arkadaşımızın yaşadığı olaylardan bile ders çıkabilecek kapasitede olduğumuz gerçeğinin farkına varabileceğimizi düşünüyorum. Bu aslında o kadar zor bir eylem değil. Sadece düşünüp kimin nerede, nasıl yanlışlar yaptığını neyin yanlış, neyin doğru olduğunu mantık çerçevesinde kavrayabilmek, sahip olduğumuz akıl-mantık kombinasyonunu kullanmayı becerebilmekten geçiyor.

Velhasılkelam demem o ki imtihan meselesini iyi kavramak, ondan gereken dersleri alıp çıkarımlarımızı yapmak, bize verilen nimeti, akıl-mantık kombinasyonunu, en iyi şekilde kullanmak bir yandan da Allah’a imtihan ehli olmamak için dua etmeyi de elden bırakmamak gerek, çünkü nefis çok fena, kimse o kadar kendine güvenmemeli, saygı ve sevgi ile…

Körpe Limanlar

Kaç gün oldu sahi? Allah lafzını ağzımıza almayıp kalplerimizi taşlaşması için bir kenara bırakalı kaç gün oldu? Yetmedimi efendim bu bitmez tükenmez çaresiz zamanlar. Ne zaman hayatımızın odak noktasını yanlış şeylerle doldurmaya çalıştıysak yıkılmadık mı defalarca? Bir güzide hisken gerçek aşkı yüreklerde taşımak ne yazıktır beceremedik bunu. Hz.Eyyûb’un o yakarışına o hazretten bin defa daha muhtacız evvela. Lakin bize en ufak dertte feryadlar etme cesaretini veren nedir bilinmez. Bu nasıl bir boş sevdadır efendim dünyaya duyduğumuz. Ne kadar kaptırmışız kendimizi bu denli ucuz yaşamlara. Nasıl oluyorda varlığına belki bir kez bile şükretmediğimiz bu gözlerimize uyku giriyor her gece? Ah efendim herşeye bir çare vardır da, bu gerçek aşktan mahrum kalıp körpe limanlara dönmüş yüreklerimize yok mudur bir çare?

sırılsıklam.

mevsimler bitti içimde.. kuşlar göçtü ruhumdan.. güneş yudum yudum içti sevgiyi gözlerimden.. toprakla bütünleşti bedenim.. ağaçların arasına gizlenen rüzgarda kayboldu sözlerim.. bir dilsizdim uluorta gülümseyen.. hep sağır kalacak sanıyordum ve öyle bir kader oldu ki.. sağır kalan gökyüzünün maviliğinde kendimi görür oldum..

Sevmek Her Yiğitin Harcı Değildir

Sen şimdi gittin ya. Git tabi. Sende Haklısın sevmek her yiğit olanın harcı değildir. Sevmek erkeklik taslamaya benzemez. Bir kadını sevmek demek, dünyayı yıkmak demektir. Kadın uğruna dünyayı küle çevirip o külün üzerinde yalın ayak yürümek demektir. Yanmak, sevmek demektir. Ben senin Uğruna çırıl çıplak atlarımda yangına, sen benim için külün üstünde yürüyebilir misin adam bunu söyle bana. Diyorum ya sevmek her yiğidin harcı değildir diye. Sen şimdi gittin ya. Git. Ben umudumuzu içimde büyütür, çırıl çıplak atlarım ateşe. Sen sağ kal, biz yanarız umudumuzla ateşte.

Ağlama Anam

Oğlun için ağlama anam!
Unutmaki vatanı için ölmeyi göze alamıyorsa bir adam orada nasıl yaşar.
Bu ölümler bitmez, şehitler eksilmez, analar susmaz, çocuklar anlamaz.
Unutma ne kutlu ki sana oğlun şehitlik makamına ermiştir.
Ve şunu kendine her zaman hatırlat ve unutma!
Vatan, uğruna ölen varsa vatandır!