Yağmur, nazlı nazlı cama vururken; son kez okudu annesine göndereceği mektubu. Gözlerinden peşpeşe inci gibi düşen damlalar , adeta mührü olmuştu. Özenle kapattığı yeşil zarfı,içine çöreklenmiş hasret ile öptükten sonra, annesinin mezarında bulunan çam ağacının en ince dalına astı ve beklemeye başladı. Heyecanlıydı..!
Kuşlar daldan dala uçarken, şarkılar söylüyor; kelebekler rengarenk çiçekler üzerinde , bir günlük ömürlerine inat dans ediyorlardı. Yalan dünya böyle güzelse kim bilir cennet ne eşsiz güzelliktedir diye düşündü Nergis , şehit adına yaptırılan çeşmeden bidonunu doldururken. Küçük elleriyle taşıdığı suyu, kurumuş toprağa, çiçeklere dökecekti ki zarfının olmadığını farketti. Panik ile sağa sola bakındı. O da ne! Burak, ağzında zarf ile gökyüzüne doğru yükseliyor. ‘’Ohh, çok şükür’’ diyebildi Nergis, kalbi amansızca çarparken….
Köşkünün kocaman bahçesinde, sevdiği güllerin içinde uzun, bembeyaz elbisesi ile dolaşırken , semadan kendisine doğru gelmekte olan Burak’ı gördü. Usulca Dudu’nun yanına geldi ve zarfı cennet topraklarına bıraktı. Dünyada okuma- yazma bilmeyen kanatsız meleğin dili sustu, yüreği okudu:
Gönderen : Nergis SARIKAYA YILMAZ
Alıcı: Fikri COŞGUN kızı DUDU SARIKAYA
‘’FANİ MEKTUBU GÖRÜLMÜŞTÜR’’
Pamuktan çok daha yumuşak olan elleri ile açtı; adına gelen zarfı.
MELEĞİM;
Ay yüzlüm, su damlam, rehberim, canım annem..! Bugün tam 22 yıl oldu vuslata ereli… ne çok özledim seni bir bilsen… ela gözlerin , yüzün, gülüşün gözümün önünden geldi, geçti… anlık mutlu oldum. yazarca sitem ettim ama isyan etmedim… dilim, tek bir kelimeye hükmetti: EYVALLAH..!
Sen gittin ya dağlar, tepeler üzerime yıkıldı; depremler oldu yüreğimde. Sensizliğin enkazından yine sensiz çıktım.
Sen gittin ya ben büyüdüm, büyüdüm anne. .! 24 yaşımda, 5kardeşim ve babamla sensiz kalınca; senin gömleğini giydim, ben sen oldum anne..! evlatların, evlatlarım oldu. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım emanetlerine. Varolsunlar, Onlarda saydılar beni. Bir olduk, birlik olduk. Senin çizdiğin yolda yürüdük, yürüyeceğiz de iNŞALLAH… Hamdolsun RABBİM, hepsine yuva kurmayı nasip etti. Helal çorbaları, oturacakları postları var.… Ayda bir kez ‘’aile buluşması’’ ile birimizin evinde toplanıyoruz. Sagolsunlar gelinlerimiz, damatlarımız güzel gönülleri ile en büyük destekçilerimiz. Bizleri düşünme, merak etme biz yavrularını..!
Anne olmadan (olamadan), üvey anne oldum. Kolay olduğunu yazsam; yalan olur. Bilirsin ki hayatta hiçbir şey altın ya da gümüş tepsi ile sunulmadı bana. Başkasının evladını kabullenmek, sahiplenmek, tahminimden çok daha zor oldu ilk yıllarda ama pes etmedim. Emek verdim, üzüldüm, ağladım, sabrettim, okudum, empati kurdum, cennet annelerin fikirlerini aldım ve sonunda başardım; güvenini de sevgisini de kazandım. Çok seviyorum oğlumu. İstediğim zaman sarılıp, öpemezsem de şimdilik. İnanıyorum ki gün gelecek ‘’anneler günümü’’ kutlayacak T.Murat…. İyi insan,vatanına- milletine, babasına hayırlı bir evlat olmasıdır; tüm gayem ve çabam…! okuması için de tüm imkanlarımı seferber edeceğim kısmetse İNŞALLAH.
Ah annem, hangi taşı kaldırsan bir ah, bir ağıt var. Yüzler maskeli, diller riyakar. Herkes, mala-mülke tapar olmuş. Tek derdimiz; fit görünmek, güzel olmak, giyim-kuşam, alış-veriş merkezleri, diziler olmuş. Artık, ne ölüye ne de diriye saygımız kaldı. Ne zaman tükettik değerlerimizi bilemedim. Bir katıksız selama muhtaç gönüllerimiz. Okumuyoruz , okumuyoruz annem… konuşuyoruz ama dinlemiyoruz. Beğenmediğimiz gavurlar Mars’a giderken; biz birbirimizin kuyusunu kazıyoruz. ekmiyoruz, biçmiyoruz, üretmiyoruz; bol bol tüketiyoruz… Sen ‘’çıkmadık candan , ümit kesilmez’’ derdin. Umutluyum annem, bitişler yeni başlangıçlara gebedir…. Ati , vuslata erdiğinde; ucu yanık mektuplar sahiplerini bulacak, yeşerecek kurak topraklarımız, Ali Kuşçular, Cahit Arflar, Hulusi Behçetler,ibni Sinalar, Biruniler, Aziz Sancarlar al-yıldızlı bayrağımızın altında yeniden filizlenecek….
Annem, senin gibi ben de sevmiyorum; uykuyu, tembelliği. İstemiyorum; ömrümü uyuyarak geçirmeyi. Çalıştığım yıllardan kalma alışkanlığımla, erkenden kalkıyorum; eşime, oğluma kahvaltı hazırlayıp; okula gönderiyorum. Evimi temizliyorum, çiçeklerimi suluyorum. Onları sevip, konuşuyorum… okuyorum, yazıyorum, resim çiziyorum, ahşap boyuyorum, örgü örüyorum; yoğurt, peynir, sirke, ekmek yapıyorum….
Ha bir de hayel kurup, dua ediyorum :
-HASAN- DUDU SARIKAYA İLİM, FEN OKULU
-HASAN-DUDU SARIKAYA İLKÖĞRETİM OKULU
-HASAN-DUDUSARIKAYA HAYRATINA (çeşme).
Çok istiyorum; güzel gönüllü insanların, temiz kalplerin hayrına vesile olan tuğlalar ile, imece usulü duvarlarını ördüğümüz okulların kapısında, babamla senin adınızı görmeyi… ihtiyaç sahibi öksüzlerin, yetimlerin, şehit-gazi çocuklarının bu okullarda ücretsiz okumasını… senin gidemediğin mekteplerde, adının yaşamasıdır en birinci dileğim… YARADANA güveniyorum… bu sevinci hayırlısı ile yaşatacak bana… !
Meleğim, bana cenneti anlat… Dünyada , hep cehennemden bahsediyorlar… küçük bir çocuğu korkutur gibi korkutmak istiyorlar biz kulları, sözde hacılar- hocalar… sen,cenneti anlat…!
Gül yüzlüm, nasip oldukça yazacağım sana ; köprüler kuracak mektuplarımız, arafta…. Dualarınızda unutmayın bizleri. Yaşımız kaç olursa olsun; muhtacız sizlere.…. Babama selam söyle. O’nun ellerinden, senin ayaklarından öperim… Sizleri çok ama çok seviyorum…. RABBİM’E emanet olun….
Kızın NERGİS / 06.03.2020