Edebiyat

Pes Etme

İçimde tarifi pek mümkün olmayan bir mutluluk. Tabii kolay olmadı onu bulmak. Hiçbir zaman kolay olmaz böyle şeyler. Olsa olsa filmlerde olur. Sonrasında da hayallere kapılırsın işte. Lakin o öyle olmaz. Herhangi bir şeyi elde etmek istiyorsan , elinden geleni değil, daha da fazlasını yaparsın. Ve farkında da olmazsın yaptıklarının. Belki de en garibi budur , bilemeyiz. Belki de hiçbir şey bilmemeliyiz. Bir şeyin peşinden koşarsın evet, ama nasıl bir sonuç elde edeceğini bilemezsin. Ama şunu bilmen gerekiyor. O yolda verdiğin ya da vereceğin mücadeleler sana bazen tecrübe oluyor ve ilerde bir şekilde ve bir olayda haklı çıkıyorsun. O yolda değişik insanlarla tanışıp olaylara farklı pencereden bakmayı öğreniyorsun. Yeri geliyor eğleniyor , öğreniyor yeri geliyor üzülüp ağlıyorsun. Sonuca vardığında da hatırladığın şey o yolda neler yaşadığın oluyor. Sonucun pek bir önemi olmuyor yani.

Yolda yürümekten çekinmeyin ; belki sekiz adım ötede kalbinizin sahibi bekliyordur ?

O yüzden asla ama asla pes etmeyin ♥

çaresizlik basa geldiyse 2

Çaresizlik… Tam da burada başlamıştım sevdiğiniz hoşlandığınız ve yanındayken mutlu olduğunuz Kadın’ın sizin yanınızdayken, sizin onu üzmeye korktuğunuzdan dolayı ona, duygularınızı söylemediğiniz için sizden habersiz olması ve size arkadaş yanaşması…En azından sizin öyle hissetmeniz ve bir bakmışsınız ki bir zaman sonra yanınızdayken bir başkasının gelip hoşlandığınız ve canını acıtmaya dahi korktuğunuz kıza açılmasından, ona olduğu hayranlığını dile getirmesi ve canını acıtmaya korktuğunuz kızın ona karşı boş olmaması ve deneyelim demesi. Evet, evet yanlış duymadınız “deneyelim belki mutlu oluruz” demesi ve sizin de onun yanındayken içinizden içinizin gitmesi. Tam da böyle bir şey çaresizlik. Ee şimdi ne olacak, peki kız gitti elinizden. Hatta ve hatta gitmesine siz yardımcı oldunuz. Aslında özlediğiniz ve sevdiğiniz.. Mutlu olacaktınız. Hayaller kurdunuz ve hepsi elinizden dökülüp gitti. Şimdi ne olacak? Peki, sizlere soruyorum. Ben size söyleyeyim mi? Hiçbir şey olmayacak. Siz yaşamaya devam ederken onunla kurduğunuz hayalleri o kız belki de o çocukla birlikte yaşayacak siz de İnstagram Storie üzerinden onu izleyeceksiniz. Güldüğü zaman siz mutlu olacaksınız. Fakat o sizden habersiz bir şekilde hayatını yaşayacak size ara sıra yazacak ve “arkadaşım nasılsın?” diyecek. Siz de yalandan “çok iyiyim” diyeceksiniz işte böyle bir şey çaresizlik ne yapacağınızı bilmeden, ne yapabileceğinizi düşünmeden yaşamaya devam edeceksiniz. Fakat hiçbir zaman bu kaybettiklerinizi geri alamayacaksınız.

Yara Alacak Mıyız ?

Bilmiyorum. Hayatımda nasıl bir ilerleme kaydedeceksin ? Zaman bize ne gösterecek ? Birbirimize yakınlaşacak mıyız ? Yoksa daha öncesinde hiç tanışmamış , hiç bakışmamış , kafamı kaldırdığım her an beni izleyişi hissetmemiş ; görmemiş gibi uzak , soğuk ; kırgın ve hatta senin deyişinle buruk mu olacağız ? Nasıl olur , olacak ? Ben gerçekten hiçbir şey bilmiyorum. Mutlu muyum diye sorarsan , evet. Yaptıkların , o küçük detaylar beni fazlasıyla heyecanlandırıyor, sevindiriyor. Kafanı kaldırdığın her an beni görmek istiyormuşsun. Bu dediğine kim mutlu olmaz ki ? Kafamı kaldırmadan önce bekliyorum ve hatta hissediyorum. Gözlerini üzerimdeymiş gibi hissediyorum ve kaldırdığımda hislerim karşılık buluyor. O anda gözlerimiz buluşuyor hiç ayrılmak istemezcesine. O gözler , bakış ; birçok anlam içeriyor aslında, anlamayı bilene. Bilmeyen ise boş boş bakıyor işte. Neyse , onlar bizi ilgilendirmiyor. Bendeki saçmalığa bakar mısın ? Bir anda abiyi , seni , beni bir BİZ e sığdırdım. Bilerek veya kasıtlı olarak yapılmış bir şey değil. Elimden ve belki de kalbimden gelen bir şey. İnan ki ben de bilmiyorum. Bu deli halimiz ne olacak böyle ? Tamam ben deliyim hadi. Sen ? Aşikâr aşikâr bakan da sen oluyorsun o halde ? Yani bana sorarsan öyle. Olur muyuz? dersen bilmiyorum. Kafamda bir şeyler var evet , net olmayan şeyler. Öyle şeyler ki; kendime bile açıklayamıyorum. Kafam yığınla dolu. Aynı zamanda konuşamama , kaybetme riskini almak istemiyorum. Bir çıkmazın içindeyim , bunu biliyorum. Geri dönüşü olan bir yolda mıyım ? Onu da bilmiyorum. Nasıl olacak ? Ne olacak ? Her şeyden önce ; yara alacak mıyız ?

Bilemiyorum. Sevgiyle kal….

|Her tercih bir vazgeçiştir.|

Bir karardı benimkisi ya kalmalıydım ya da gitmeli. Kalırsam aynı şeyleri yaşayacaktım, o çemberden hiç sapmadan dönüp duracaktım; ancak gidersem bilmediğim bir hayata başlayacaktım zordu. Lakin bir karar vermeliydim. Gittim. Önce çok zorlandım, kayboldum bilmediğim bir hayatın ortasında.. Sonra biraz alıştım, özledim ama en çokta korktum. Kaybettiğim çok şey oldu; fakat bunu hiç böyle isimlendirmedim onlar birer tecrübeydi ve ben her seferine bir yenisini ekledim. Arkama dönüp hiç bakmadım. Sonra baktım ki karşıma bir sonuç çıktı, bu bendim en nihayetinde yanlışlardan yaptığım bu başarı merdivenlerini tek tek çıktım ve artık merdivenler de bitmişti. Başarmıştım. Başardım. Hayallerimin ilk adımını layıkıyla atmış ve sonuçlarını izliyordum. Şimdi bir yeni karar daha vermiştim, bu daha da iddialı bir karardı ama emindim ve başaracaktım.
– klncaybuke30@gmail.com

POLYANNA ANARŞİST OLDU

İlk gençlik yıllarında Polyanna olarak anılıyordu.
Gönlü geniş, ufku genişti. Hayal dünyası bazılarına göre komik, bazılarına göre ütopikti.Hayatın hem içinde hem dışındaydı. Bu yüzden onu anlayan çok azdı. Kendisini anlıyormuş gibi gözükenleri de tek bakışta anlıyor fakat ses çıkarmıyordu.
Dünyanın onun dünyasına göre çok dar olduğunu sonraları daha iyi anladı. Gülen gözlerini kıskandılar, umutlarını çaldılar, hayallerini yıktılar ve göz pınarlarını kurutana kadar ağlattılar.
Sonunda bu kadar nobranlığa dayanamadı Polyanna, ve anarşist oldu.
Canını yakanlara karşı dik durdu, gerektiğinde yumruğunu masaya vurdu.
Şimdilerde ondan korkanlar, onun gözlerine bakmaktan çekinenler var.
Esasında o da pek bakmıyor insanların yüzüne, iç huzuru dağılmasın diye.
Çünkü hâlâ hayalleri ve rüyaları arasında bir yerde…

ADALET KAVRAMI

Adalet
Hak ve hukuk
Kısacası
Adı üstünde
İnsanlık
Hak gözetenler
Hak yemeyenler
Hakkını arayanlar
Adaleti savunanlar
Kötülüklere karşı
Haksızlıklara aykırı
Ve her zaman yanında olduğu
Hakkını aradığı haklı

Her Şey Son Aslında

Her şey son aslında. Bu hafta sondu. Seninle yaşadığım her şey 2019 denen , berbat geçen ve canımı çokça yakan , sevdiklerimi benden tek tek koparan o yılın içinde tıkılıp kalacak. 2019 canımı çok yaktı, biliyorsun da. Ama nasıl olduysa bir mucize oldu ve sen… O kadar yaşadığım kötü olaylardan sonra öyle güzel girdin ki hayatıma. Gülmeyen yüzüm nasıl olduysa sayende gülmeye başladı. Yine ne saçmalıyor bu kız? diyebilirsin. Ama saçmalamıyorum adam. Kalbim ne diyorsa onu söylüyorum. Bak , yine aktı indi bir yaş gözümden. Bazı şeylerin cevabını inan bende bilmiyorum. Zaman geçtikten sonra sorular cevaplarını buluyor. Dün 2019’un son perşembesiydi. Bugün son cuması. Dedim ya , her şey son. Yılın son birkaç gününü birlikte geçirebildiğimiz için muyluyum. Perşembe gününün tamamı için teşekkür ederim. Nasıl oluyor bilmiyorum lakin sana olan sevgim de sinirim de doğru orantılı. Ne kadar çok sinirlensem bi o kadar da seviyorum. Uzun uzun bakmak istiyorum gözlerine , her ne kadar yapamasam da. “Neden?” diye soracak olursan , bazen cesaret edemiyorum. Bazen de gözlerinin kahvesinde kaybolmaktan korkuyorum. Hani seni üzmek istemiyorum , üzülmeni istemiyorum diyorsun ya, inan ki ben de senin tarafından üzülmek istemiyorum. Bir başkası üzsün, umrumda olmaz, ama sen üzme adam; olur mu ? Çok bir şey istemiyorum aslında. Evet haklısın senden haber alamayınca çıldırıyorum.. Zannetme ki sadece oradayken aklımdasın, o kapıdan çıkınca unutmuyorum. Aksine , kalbimin bir parçasını oraya bırakıyorum. Hafta sonu geçmek bilmiyor, hafta içi yanındayken ise zaman su gibi akıp gidiyor. Dedim ya , her şey son. Bize ne olacak böyle ? Ya da şöyle sorayım ; sana , bana ne olacak ? Aklına gelip gelmediğimi bile bilmiyorum. Şuan sana ulaşabilme şansım olsaydı, gördü yazmadı diye triplere girmezdim. Çünkü artık neyin ne olduğunu biliyorum. Ama tabii iş işten geçti, değil mi ? Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum adam. Çıkıp gelsen , yol göstersen nolur sanki? Çözemediğim çok fazla detay var. Sanırım senin gizemin de bu. Olsun, varsın böyle olsun. Hani “Bana iki saatini ayırırsan mutlu olurum” demiştin ya, aynı şey senin için de geçerli. Ne zaman, nasıl oldu bilmiyorum. Bir şeyler oldu ama. Bazen diyorum ki kendime “Neden? Ya da neyini sevdin? Ne yaptı da hoşuna gitti?” Sonrasında bir akşam vakti bir rüyayı gerçekleştiriyoruz. O derin bakışlı , kahvenin güzel tonlarındaki gözler birbirine yakından bakıyor. Hadi gel de düşme. Anlattıklarında , ya da seninle ilgili bir ayrıntı keşfettiğim an daha da etkileniyorum. Tabii bir de sana bunu açıklaması var. Ne diyebilirim ki ? Yanındayken hiçbir şey söylemeden , öylece göğsünde yatıp nefes alış verişini izlemek, kalp atışını dinlemek istiyorum o kadar. Mutlu yıllar adam! Unutma, her şey sondur..

Oğuz Atay- Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay, Tutunamayanlar romanından sonra üç senede yazdığı Tehlikeli Oyunlar’ı 1973’de tamamlamıştır. Oğuz Atay bu romanında “oyun oynama” yöntemini kullanmıştır. Roman içinde oyun, oyun içinde oyun gibi değişik bir yöntemi kendi tarzıyla birleştirmiştir Oğuz Atay.

Oğuz Atay’ın bu önemli eserinde baş karakterimiz Hikmet gerçekte yaşadığı şeyleri kendi kafasında oyunlaştırarak onları hafifleteceğini düşünür ya da tam tersi yaşamak istediği şeyleri, hayallerini de oyunlaştırır kendince. Hikmet bir nevi gerçeklerle oyun oynar. Hikmet’in kafasında oluşturduğu bu oyunlardan dolayı da kitapta birçok yerde Hikmet’in kendi kendine konuşmasına şahit oluyoruz. Hikmet yaşadığı şeyleri sürekli albayla paylaşıyor ve onunla dertleşiyor.
Kitabı okurken çoğu yerde albayın bir hayal ürünü olduğunu düşündüm ve diğer karakterlerin de Hikmet için bir hayal ürününden ibaret olduğunu sandım. Ama bazı yerlerde de tüm karakterler gerçekmiş havası vardı. Bizim okur olarak bu yanılsamaya düşme nedenimiz de oyun içinde oyun olan bir kitap olması… Neyin hayali neyin gerçek olduğu konusunda kararsız kalabiliyorsunuz okurken…
Oğuz Atay, Tutunamayanlar romanında olduğu gibi bu kitabında da bilinç akışı tekniğini kullanmış ve roman içerisinde bir çok türü barındırıyor. Yer yer şiir, mektup veya tiyatro oyununa rastlayabiliyorsunuz. Diyeceğim o ki; Oğuz Atay ikinci romanı olan Tehlikeli Oyunlar ile ününü ikinci kere kanıtlamış.
Kitabı okurken bir çok yerin altını çizdim  ve hayran kaldığım bu satırları sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Benim içimdeki çocuk büyümedi. Yıllardır taşıyorum içimdeki çocuğu ; yaşamadığı için büyümedi hiç, amcası.” Atay ne güzel ifade etmiş bazı yaşanmamışlıkların kaldığını, hayal kırıklıklarını… Başka kim şu şekilde ifade edebilir?
Çok beğendiğim bir başka cümle ise; “Aklımın içini örümcek ağları sardı; kafamın sandalyelerinde elbiseler, gömlekler, çoraplar birikmeye başladı; kurduğum hayaller, bir bekar odasının dağınıklığına boğuldu.” Ben bu satırlar döndüm dolaştım tekrar okudum çünkü çok etkilendim. Bir insan kafa karışıklığını ancak bu kadar güzel betimleyebilirdi… Bu satırlar bana sanki Oğuz Atay’ın kitabını değil de kendisini okuyormuşum gibi hissettirdi.
Yine Oğuz Atay’ın kaleminden muhteşem bir kitap okudum. Serinin devamını okumak dileğiyle diyorum ve bu harika eseri okumayanları da okumaya davet ediyorum.

İNSAN YALNIZLIĞIN KÖLESİ OLUR

Sevmek isteriz, hem de delicesine…
Ama ne kadar seversek sevelim yalnızlık asla peşimizi bırakmaz!
Biz istediğimiz sürece…
Aşık olmak, unutmak, umursamamak, vazgeçmek belki de değişmek ister insan ama her defasında yalnızlık peşini asla bırakmaz. Çünkü insan yalnızlığının kölesi olur. Hiçbir şeyde ondan aldığı tadı alamaz. Hiç kimse onun gibi olamaz. Yalnızlık öyle yapışır ki insana kopamaz. Kopsa sanki için parçalanır, ayrılsan canın acır…

Kimse anlamaz sizi, en sevdiğiniz bile!Her şey acı vermeye başlar, onunlayken bile gülemez, gerçekten mutlu olamazsınız.Size tek iyi gelen şey yalnızlığınızdır.Uykuya dalmadan önce aklınızda o vardır.
Uykuya daldığınızda yine koynunuza o girer.
Sabah gözlerinizi ilk açtığınızda yine karşınızdadır.
Sanki bizden daha güçlüdür ya da biz öyle sanarız.
Her aklınıza geldiğinde adeta yakanıza yapışmış hesap sorar gibidir.
Ya da biz çok abartmışızdır bu yalnızlığı.

Sahi yalnızlık neydi?
Hiç düşündük mü gerçekten.
Yalnız mıyız, yoksa yalnızlığı mı tercih ediyoruz…
İşte tüm sorunların başladığı nokta tam olarak burası.
Günümüzde herkes yalnızlıktan şikayetçi.
Ama etrafınıza dikkatlice bakarsanız herkes yalnızlığı tercih ediyor.
Hatta ve hatta yalnızken daha mutlu olduğunu savunuyor.
Ve buna kendini öyle inandırıyor ki, etrafındakileri de kandırmayı başarıyor.
Tecrübeli ya da tecrübesiz herkes ona son derece hak veriyor.
Peki neden?
Gerçekten  neden bunu merak ediyorum…
Anlamak, anlaşılmak, dinlenmek, huzur, sevgi, şefkat, tebessüm, kahkaha böylece milyarlarca, trilyonlarca, katrilyonlarca süre gelip giden keyif aldığımız her şey işte!
Hatta; ayrılık, mutluluk, hüzün, sevinç her ne diye nitelendirmek isterseniz bunları hepsi bizim için…
Bunun  ne kadar farkındayız?
Aslıda çok iyi biliyoruz, gayette farkındayız bunların. Ama iş bunları icraata dökmeye geldiğinde gerçekten tüm samimiyetimle söylüyorum bende öyleyim, yapamıyoruz. Çünkü kendimizi öyle kandırmışız ki, bunlara öyle inandırılmışız ki bizi yalnızlıktan başka hiçbir şey mutlu edemiyor, gibi… Yalnızlık adeta acil çıkış kapımız olmuş. Bizlere en şefkatli davranan o, bizi en çok seven, mutluluğu onda buluyor gibi kendimizi inandırdığımız bir sürü saçmalık işte. Her insan muhtaçtır sevgiye… Ben yalnızken mutluyum demesin lütfen kimse bana, bu sadece kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil.

Mutlu değilsiniz, mutlu sanıyorsunuz!
Sevin, tekrar ve tekrar deneyin hiçbir canlı hata yapmadan başarı merdivenleri tırmanamaz.
Yalnız olduğunuz müddetçe mutlaka bir yerlerde takılacaksınız veya yerinizde sayacaksınız.
Sevip, tecrübe edinerek bir yerlere gelicez, hepimiz…
Yazarın ‘’ insanlığı sevgi kurtaracak’’ sözü gibi.
Severken şunu da asla unutmayın. Ne kadar severseniz sevin, doğru kişi olduğuna inanmadığınız müddetçe ruhunuzu, bedeninizi ve kendinizi asla tam anlamıyla emanet etmeyin!
Aldanırsınız…
Çünkü insanlar yalan söyler.
Gerçekten doğru kişinin olduğuna inanmadan kanmayın.

Yalnızlık bizi yenemez.
Biz yalnızlığa düşkün olmadığımız müddetçe.
Hepimizin yalnızlığa karşı savaş açması için doğru zamana ve doğru insana ihtiyacı var.
Yeter ki biz çabalayalım, beklemeyelim, bir an önce harekete geçelim.
Seviyorsanız, gerçekten doğru kişi olduğuna inanıyorsanız cesaretinizi toplayın ve karşısına çıkın.
Yalnızlığınıza bir kılıç çekin.
Kolay olmuyor her zaman biliyorum ama benden iyi bildiğiniz gibi siz sustuğunuz sürece bir başkasına fırsat vermiş olacaksınız. Bu şansı onlara tanımayın!
Kaybeden her zaman siz olmayacaksınız emin olun!
Tekrar tekrar deneyin…
Doğru insan bir yerlerde bizi bekliyor.
Biz çabalamadığımız sürecede onun bize ulaşması zaman alacak…
Yerinizde saymayı bırakın ve harekete geçin.
Yalnızlığınıza karşı savaş açın!
Gelin beraber tüm yalnızların karşında duralım.
Sizleri bununla yüzleştirip üzmek istemedim, üzgünüm…
İnsanlığı bu duruma getirenler utansın!

 

 

İçimdeki korku seli

Bu hayatta hiçbir şeyden korkmayan biri var mıdır acaba? Hep merak etmişimdir. Nasıl olur da korkusuzca yaşayabilirler hayatları boyunca diye. Benim bir dolu korkum var mesela. Sanki bütün yaşamım korkulardan ibaret.. Sınavı geçememe korkusu, insanların önünde nasıl konuşurum gibi basit korkularım var mesela. Basitlerin yanında birde ciddi korkularım var. Bunlardan birisi de sevilmeme korkusu.. Evet doğru duydunuz, sevilmemekten ölesiye korkuyorum. Saçma bir korku gibi gelebilir size. Ama benim için hayatımın odak noktalarından birisi. Ne kadar çabalasamda bir türlü aşamadığım en büyük korkum. Çünkü ben ne yaparsam yapayım insanlar beni sevmezse benim elimden gelen bir şey olmuyor ne yazıkki.. Tabi aile bunun dışında. Çünkü sizi koşulsuz seven yegane şey aile.

Bu hayatta herkes çıkar ilişkileri üzerine kuruyor ilişkilerini. İstediklerini aldıktan sonra eyvallah deyip kapıyı yüzüne çarpıveriyorlar. Ya da bir şeyler hiç başlamıyor, umursanmıyorsun bile.

Sürekli düşünürüm, ben ne yaptım ki beni kimse sevmiyor, suçum ne? Ya da sevilmek için ne yapmam gerekli? Bu soruları sürekli soruyorum kendime.?Tahmin edersiniz ki bir cevabım yok. Sorular havada asılı kalıyor. Bu yüzden bu haldeyim ya. Durum böyle olunca sorunun bende olduğunu düşünüyorum ve buna inanıyorum. Çünkü hiç sevilmeyen benim hep. Başkaları ne güzel de seviliyor öyle. Bende uzaktan bakmakla yetiniyorum onlara. İmrenerek bakıyorum. Ne kadar fark ettirmesem de içimdeki o tohum filizlenmeden ölüyor. Acı çekiyorum. Bedenim olmasa da ruhum çekiyor acıyı. Dayanılması çok zor bir acı. Bu durum son bulsun istiyorum. Artık ben de sevilmek istiyorum. Beni niye sevmiyorlar ki? Ne eksiğim var? Böyle daha fazla yaşamak istemiyorum.

Zaten yanımda olanlar da hep çıkarlarının peşinde. İşleri bitince gidecek onlarda. Beni bir araç olarak kullanıyorlar. Bana bunu neden yapıyorlar ya? Avazım çıktığı kadar haykırmak istiyorum, YETER ARTIK, YETER LÜTFEN DURUN. Beni koşulsuz sevmek bu kadar zor mu? Lütfen yapmayın artık. Beni bir araç olarak görmeyin. Böyle olması beni daha çok üzüyor. Böyle mutsuz olmaktansa yalnız kalarak mutsuz olmayı tercih ederim. En azından çiçek açar gibi olan umutlarım sonradan solmaz, en başından açmazlar ve boş yere umutlanmam.
Lütfen böyle yapmayın artık. Beni bana bırakın.

Yalnızlığımla ben koşulsuz severiz birbirimizi.

Aşk Bir Yanılgı 2

Eğer size göre, hoşlandığınız yönler galip geldi ve sevmediğniz tarafları çok da önemli değilse aşk ateşi yavaş yavaş tutuşmaya başlamıştır.

Artık sırada aşkın, sırılsıklam sevdalarla yüklü dördüncü basamağı vardır. En zor ve en tehlikeli, en zevkli ve en tatlı; ama tıpkı ”zehirli bal” yemiş gibi kalp ve duygu dünyanızı acılarıyla kıvrım kıvrım kıvrandıran bir evresidir bu. Başarırsanız helâl olsun, ama ya başaramazsanız?
”Kimlere âşık olunur, kimlere âşık olunmaz?” sorusu, aşkın üçüncü basamağında  devreye girer. Eğer doğru ve gerçekçi tercihi yapar, sevgili seçiminde tam isabet ederseniz, aşkınız mutlu bir şekilde sürebilir. İnşallah sonu mes’ut bir evlilik olur ve aşkınızı ömür boyu yaşarsanız, bu dünyada olduğu gibi, ahirette de mutlu olursunuz.

Tabii hemen şunu da belirtelim: Bazen aşkın ilk evresi o kadar etkileyici ve sarsıcı oluyor ki, artık akıl duruyor, mantık işlemiyor, delicesine tutuluyor insan. Eğer aşkın ”araştırma” ve ”tereddüt, karar”evresini atlayan hızlı bir âşıksanız, yine ümitsiz olmayın. Yine yapabileceğiniz çok şey var…

Şayet ”Benim gönlüm boş, henüz sevdiğim birisi yok” veya ”Şimdiye kadar giriştiğim teşebbüslerden hep başarısızlıkla çıktım. Mutlu olamadım. Ben bu işi beceremiyorum” diyorsanız, kimlere âşık olunup kimlere aşık olunmayacağını bilmeye ihtiyacınız var. Elbette tam aşık olacağınız anda, ”Dur bakalım şurada ne yazıyordu, okuyup uygulayayım” demeye imkanınız yok.

Amacım, kimlere aşık olunabileceği konusunda kültürel bir birikim ve bilinç oluşturmak. Siz bunları öğrenir, kendi dünyanızda olgunlaştırırsanız, ileride tuzağa düşmezsiniz. Kim bilir, şimdi öğrendikleriniz birkaç ay veya birkaç yıl sonra size lâzım olacak…

 

Devamı pek yakında.
Okumadıysanız lütfen sırasıyla aşağıdaki yazılarımı okuyunuz. Teşekkür ediyorum.
Aşkı yazan çok yaşayabilen yok!
Aşk Sıradan Bir Olay Değildir!
Unutmak İçin Sevme!
Sessizlik İçimde Arttı.

Cennetten Çiçeğime

Nergis, binanın girişindeki posta kutusunda adına gönderilen zarfı görünce iki adım geri gidip şeffaf kutunun önünde durdu. Gönderenin adının olmadığı saman zarfı eline aldı. Önceden olsa ‘’Ucuz olduğu için alınmıştır’’ diye düşünürdü. Oysa günümüzde değer verildiği için tercih edilmişti ya da saman kâğıt ve zarfı sevdiğimi bilen biri diye aklından geçirdi. Giriş kattaki evinin çelik kapısını açtı, dirseği ile çabucak kapattı ve alelacele zarfı açtı.

-Aman Allah’ım bu da ne!  Dedi şaşkın ve etkilenmiş bir ses tonuyla.

Yine saman kâğıdı üzerine, daha önce hiç görmediği bir kalem ile yazılmış bir mektup. Simli kalem mi kullanılmış, yok yok, sırmalı iplik ile nakış nakış işlenmiş bu harflerin, kelimelerin ve cümlelerin bir sırrı olmalıydı; tıpkı varlığımızın sırrı gibi…

 

ÇİÇEĞİM

Yavrum, Nergis’im, güzel kızım biliyorum beni çok özlüyorsun, özlüyorsunuz.  Ben de seni ve sizleri özlüyorum. Cennette bana zor gelen tek şey; siz yavrularımın hasretidir. Çok şükür baban da geldi yanıma, kavuştuk…  Sizi sordum hemen:

-Evlatlarım nasıl?

Anlattı baban her şeyi bir bir.

Yuva kurduğunda yanında idim.  Beyaz sana çok yakışmıştı, saçını okşadım, öptüm, kokladım defalarca.  Mehdi oğlumu da sevdim, sana kıymet veriyor. Gözlerim yaşardı mutluluktan. Mutlu ol, mutlu olun…  Şanslı adam, şu baban. Tüm çocuklarının mürüvvetini gördü….

Torunlarımdan bahsetti uzun uzun…  İlk göz ağrım, Can Mehmet’im hariç hiçbirini dünya gözü ile göremedim, yavrularımın yavruları torunlarımı…  Dualarında beni unutmuyorlar. Çok mutlu oluyorum. Ömer, Yusuf, Abdullah, Samet, Dudu; Elif, Mert, Zeynep, Ahmet ve Mehmet’ten gelen Fatihalardan. İki damla gözyaşım düşüyor, cennet topraklarına.

İşte diyorum, işte hayırlı evlatlarımın, hayırlı evlatları (Maşallah). Allah Allah nidam yankılanıyor cennetin her köşesinde.  Hamdolsun Rabbim’e, fakir ama gönülleri zengin bir aile idik. Mutluyduk, sevgi dolu idik…

Aman yavrum, kimseyi incitmeyin, kırmayın. Size taş atana; siz ekmek atın, gül atın… İyiler hep kazanıyor. Burada daha iyi anlıyor insanoğlu. Herkes, kendine yakışanı yapar. Siz, size yakışanı yapın. Ne olursa olsun; iyilikten, güzellikten,  doğruluktan ve haktan vazgeçmeyin. Ben, hiç vazgeçmedim.  Harama yan gözle bile bakmayın. Dürüst olun, idam sehpasına gitseniz bile asla yalan söylemeyin… Az konuşun, çok dinleyin… Herkes uyurken, siz kalkın… Güneş üzerinize doğmasın… İşinize gücünüze bakın. Temizlik koksun eviniz, barkınız…  Bulunduğunuz yeri güzelleştirin, farklılaştırın, anlam katın… Herkes kapısının önünü süpürürse mahalle temiz olur, mahalleler temiz olursa ilçeler, şehirler ve ülkeler temiz olur…

Mevlana kapısı gibi olsun yuvalarınız;  kim, hangi düşüncede, inançta olursa olsun, huzur bulsun ocağınızda. Âlimler dostunuz, âşıklar yoldaşınız, garipler sofradaşınız olsun…  Hiç kimseye şucu, bucu, ocu, açık, kapalı, oruç tutuyor-tutmuyor ve namaz kılıyor- kılmıyor diye ayrıcalık yapmayın sakın aman sakın… Her canlı inancını, tercihini yaşar…  Kimseyi dışlamayın, hor görmeyin, kınamayın ve yargılamayın.

Bu bizim haddimiz değildir. Siz insanların yüreğine bakın, insanlığına bakın. Önce siz insan olmak için çabalayın, cümlesinin içinde de sizlerin; yuvanız şen, bedeniniz sağlıklı, kazancınız bereketli, ilminiz daim olsun… Eşleriniz ile el ele, gönül gönüle olun. Çocuklarınızı sevgiyle büyütün… Konuşun, eleştirmeden dinleyin, anlamaya çalışın.Yerde gördüğünüz ekmekleri alıp besmele ile yukarı bir yere koymayı unutmayın… Aman ha cam kırığı, çivi, muz kabuğu var ise onları bir bir toplayın. Yaşlılar ve çocuklar muz kabuğuna basar, bir yerini kırar; cam kırıkları birinin lastiğini patlatır, Allah korusun…

Okuyun, hiç usanmadan okuyun. Her şey okumak ile başlar, her güzelliğin ilk harfidir okumak. Ekin, üretin, tüketmeyin. Çalışın, emek verin. Yaradan’ın biz kullarına en güzel hediyesi olan ömrünüzü, sağlığınızı, aklınızı ve zamanınızı çok iyi kullanın. Hiç kimsenin üzerinizde hakkı kalmasın, her adımınızı ölçerek, biçerek ve düşünerek atın ki keşkeleriniz pişmanlıklarınız olmasın canım yavrum. Dünya telaşına dalıp kardeşlerinizle birbirinizi ihmal etmeyin sakın. Hiçbir şey kırılma noktanız olmasın. Küsmek için bahaneler aramayın, tam tersi küsmeyin, darılmayın. Hayat öyle sanıldığı gibi uzun bir yolculuk değil, kelebek ömrü gibi kısa. Bağışlayın, affedin…  Birbirinizi incitin diye doğurmadım sizleri ve onca sıkıntıya da bunun için göğüs germedim…

Büyük küçük beklemeyin. Ben size hiç küslüğü öğretmedim. Siz de biliyorsunuz ki çok incitildim (Hakaret, küfür işittim) ama her seferinde gönlümün aldığı kadar affettim… Birbirinizle bağlarınızı koparmayın; bir olun, birlik olun. Birbirinize sık sık gelip gidin. Aile ipine sımsıkı kenetlenin, kardeş ipine… Hakkım helal değildir yoksa. Sıla-i rahim yapın, atalarınızı arayın, ziyaret edin, küçük de olsa hediyeler alın ve sevindirin… Her bayram sabahı, beyaz elbisemi giyip geliyorum yanınıza.  Baban hayatta iken baba evinde, şimdi ise abinde toplanıyorsunuz.  Çok mutlu oluyorum ‘’İşte benim eserlerim’’ diyorum babana.  Sarılıyorum, kokluyorum, öpüyorum sizleri tek tek… Saçlarına taçlar takıyorum torunlarımın.  Sırtlarını sıvazlıyorum gelin ve damatlarımın, sizleri bu kadar sevip değer verdikleri için… Sağ olsunlar, var olsunlar.

Hani bazen bilemediğin (Anlam veremediğin) misk gibi bir koku alıyorsun ya ansızın, işte o vakit ben geliyorum, sana geliyorum, üzerime sinmiş cennet kokusu ile…

Çiçeğim, Allah’ım sana emanet gönderdi. Gönlünü hoş tutasın, evladın gibi sevip sarmalayasın Tutku Murat’ı. O daha çocuk; iyiyi, kötüyü ayırt edemez. Bilemez kim haklı kim haksız, ona sen öğretesin.  Yaralı bir kuştur, merhem olasın. Doğuran değil, yüreğinde büyütebilen annedir Allah katında da kul katında da…

Baban söylemişti, kayınbaban kışın yanında kalıyormuş. Ata dörttür. Aman kızım,  saygıda kusur etmeyesin. Az çok gördün beni Ümüs anama (kaynana) ve atalarıma nasıl davrandığımı. Senden de sizden de aynısını beklerim kuzum.  Yaşlılar alıngan, kırılgan olurlar; incitmeyesin.  Oğlun da olsa kızın da olsa zordur birinin yanında kalmak, onun düzeninde yaşamını devam ettirmek.  Her cümleni düşünerek, akıl süzgecinden geçirerek konuş.  Söz ağırdır, çıktı mı ağızdan izi kalır. Tertemiz çarşaflar ser yatağına, yemeğini çok koy tabağına. Fazla geleni çöpe dökeceğini bilsen de doldur tabağını.  Belki doymaz, istemeye çekinir. Sevdiği yemekleri öğren, damak tadına göre onları yap arada sırada. Canın ne kadar sıkkın olursa olsun yüzün hep gülsün, suratını asma.

Tebessüm ile aç kapını ‘’Hoş geldin’’ diyerek karşıla. Güle güle, Allah’a emanet ol diyerek uğurla.  Hastalanınca ilgilen, doktora götür. Tek başına hastaneye gitmesin, kimsesiz gibi garip gibi. Yanında ol, yanı başında ol. Hatırını sor, harçlığının olup olmadığını sor. Ütüsüz giydirme sakın, tiril tiril olsun üstü başı dostuna, düşmanına karşı…  Siz, bugün hizmet edin ki yaşlanınca size de hizmet edenler olsun. İyilik eden iyilik, kötülük eden kötülük bulur. Siz, iyiliği besleyin, büyütün. Göreyim seni, babanla benim dualarımı aldığın gibi kayınbabanın da duasını al. Kimse kalıcı değil fani âlemde tıpkı gençliğimiz, sağlığımız, aklımız, malımız, mülkümüz ve kariyerimiz gibi… Yüce Rabbim’in biz kullarına hediyesi…

Herkes yüreği kadar sever, yürekleriniz kadar sevin; ağacı, kuşu, böcekleri, yağmuru, çocukları, insanları, çiçekleri, kardeşlerini ve her şeyi. Sevmeyi sevin, Allah için sevin. Sol yanınız sevgi dolsun, neşter vurun her kötülüğe. Evlerinizden hiç eksik etmeyin çiçekleri, rengârenk olsun her yer. Tıpkı hayat gibi…

Yavrum, yalan dünyadasınız, adı gibi aşağı bir yer… Zorluklar, sıkıntılar, dertler ve kötülükler her daim olacaktır.  Bunlara sakın üzülmeyin.  Ne zaman kendini çaresiz ve mutsuz hissedersen işte o zaman; sessizliği dinle, evreni dinle, Ney’i dinle, yüreğini dinle ve Yaradan’ı dinle… Karda açan kardeleni, dağdaki çiğdemi, mis kokulu nergisi, rüzgâra kanat çırpan bir serçenin uçuşunu, uyuyan bir bebeği, hastanelerin acil servisini seyret… Yağmur altında şemsiyesiz gez…

Allah, sizleri benden, babandan çok daha seviyor, koruyor ve kolluyor.  Ömür gibi üzüntüler de geçici.  Unutma;  her kara bulutun arkası yağmur. Sonrası rengârenk dizilen gökkuşağı ve yeniden açan güneş.  Her zemherinin bitişi bahar ve her sabrın sonu ermiş murada… Dua edin, dua edin ve dua edin. Sınavsız sınıf atlanmıyor. Hayat denilen yolunuzda önünüze çıkan her türlü engeli (Taşı), elinize alın, inceleyin sonra bir kenara koyun ve arkanıza bile dönüp bakmayın. Devam edin yolunuza…  Alıkoymasın hiçbir çakıl, taş ve diken…  Her kul kendin de olanı ikram eder. Yürürken taş ve pislik atan da olur gül atan da…  Gül atana teşekkür et, pislik atanı da Allah’a havale et. Sen yorulma, O adaletini konuşturur.

Ne keyif alırdık beş çaylarından. Misler gibi kokardı. Allah ne verdiyse ekmeğimize katık eder, iştahla yerdik. İçtiğiniz her çayda beni hatırlayın olur mu?  Ne çok dinlerdim Neşet Ertaş’ı, Zeki Müren’i, Nuri Sesigüzel’i, Emel Sayın’ı… Plakları çalarken mavi emaye çaydanlıkta demlediğimiz çayı yudumlamak, ne mutlu ederdi. En çok da Zeki Müren’in şarkılarına eşlik ederdim, yanık sesimle…

Hayatım, nasihatlerim, insan sevgim, vatan sevgim, İslam sevgim, bayrak sevgim, ezan sevgim, toprak sevgim, okuma aşkım, abin, ablam ve kardeşlerin mirastır benden sana.

Kuzum, hani hep bahçeli, müstakil bir ev hayalim vardı ya (Allah’ım böyle bir ev nasip ederse;  ben oturmadan, ihtiyaç sahibi birine hiç kira almadan bir yıl oturmasına izin vereceğim diye ahdettiğimi), işte duamda olan öyle bir evi hatta daha iyisini, güzelini Mevla’m burada verdi bana. Kocaman bir bahçesi var, her yer yemyeşil, çeşit çeşit ağaçlar, yemişler, rengârenk çiçekler var. Kadife gibi duru akan kaynak sular,   bembeyaz köşkler, daha neler neler var…  Bilmem ki nasıl anlatsam dünya gözü ile mekânımız cenneti. Belirsizliklerden sıyrılmış, sorulardan ayrılmış, zamansız, mutlu ve huzurlu mahşeri bekliyoruz.  Rahmetler yağıyor sağanak sağanak. Yıldızlar düşüyor uzun, simsiyah düz saçlarıma. Ay gibi parlıyorum okuduğunuz her duanızda…  Bizi merak etme, düşünüp ağlama, ağlama yavrum…

Çiçeğim, Nergis’im biliyorum; korkuyorsun ölümden. Korkma, cesur ol. Allah bizimle. Ölüm; yok oluş değil, ebedi âleme başlangıç, varoluştur… Ben ve baban seni bekliyoruz. Karnımdan dünyaya merhaba dediğinizde karşıladığım gibi karşılarım sizi. Sabırla, sevgiyle ve özlemle…

Duydum ki baban ile benim adıma hayallerin, duaların, hayratların varmış. Güzel kızım, Rabbim hayırlısı ile nasip etsin İnşallah. Ben inanıyorum, sen de inan olacak evelallah…

Ya Allah bismillah de içinden geçenler için adım at, gerisini bırak en sevgiliye… Her şey vaktini bekler. Vakti gelince açılır tüm kapılar sonuna kadar. Ümidini hiç kaybetme, imkânsızlıkta bile imkân vardır.

Çiçeğim, dualarınız, dualarımızdır. Bizleri hiç unutmayın. Unuttuğunuz gün, öldüğümüz gündür…  Sizleri önce Yaradan’a sonra da birbirinize emanet ediyorum…                      .

Annen Dudu SARIKAYA

 

Ağlayarak okuduğu nurlu mektubu, annesinin elini tutmuş gibi sımsıkı tuttu ve kalbine bastırdı… ‘’Annem’’ dedi hıçkırıklar içinde. Sadece annem diyebildi.

Öyle ya daha söylenecek söz kalmış mıydı-

 

 

Nergis SARIKAYA YILMAZ

18.06.2019