Edebiyat

HERMANN HESSE / SIDDHARTHA

 

Adını; Hayatını kendi özünü bulmaya adamış bir karakterden almıştır kitap. Hayatta herkesin amacı vardır ama herkes farklı bir yol seçer ulaşmak için. Kimisi Siddhartha’nın arkadaşı Govinda gibi aradığı şeye o kadar odaklanmıştır ki başka hiçbir şeyi gözü görmez; kimisi de Siddhartha gibi yolun yarısında düşüncesi değişir ve kendi öğretmeni olmaya karar vererek yola tek başına devam eder. Kendisi her şeyi yaşayarak öğrenir, hatalarından öğrenir. Artık Siddhartha kendi yolunun rehberidir. Bu yolda da en önemli şey sabırdır:”Yazmak iyidir, ama düşünmek daha iyi, akıllılık iyidir; ama sabretmek daha iyi.”



Önceleri hep bir bilge önderliğinde amacına ulaşmaya çalışan Siddhartha, bir gün bilgeliğin aktarılamayacak bir şey olduğunu anlar ve kendi yoluna gider. Siddhartha’nın bilgi ve bilgelik ile ilgili düşünceleri ise şöyle:”Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelik mucizeler yaratabilir, ama bilgelik aktarılamaz ve öğretilemez.” Siddhartha’nın öğretmenlerden uzaklaşmasının sebebi bu düşünceler olmuştur.
Yani Hermann Hesse diyor ki bizlere; kendi yolunuzu belirleyin, bir amacınız olsun bu hayatta ve bu amaca ulaşmak için başkasının izinden gitmeyin. Kendi yolunuzu kendiniz belirleyin.
Ve son olarak da kitapta arayış ile ilgili çok beğendiğim bir bölümü paylaşmak istiyorum:

”Bir kimse arıyorsa, gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk, bir türlü bulmayı beceremez, dışarıdan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep, çünkü bir amacı vardır, çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. Aramak, bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak, hiçbir amacı olmamak.”

THOMAS HARDY / ÇILGIN KALABALIKTAN UZAK

 

Okumak için uzun zamandır sabırsızlandığım bir kitaptı Çılgın Kalabalıktan Uzak. Sanırım kitabın adından dolayı böyle hissettim. Sessiz, dingin, doğayla iç içe, huzurlu bir kitap gibi geldi bana. Kitaptaki pastoral anlatımlar çok başarılı, doğa betimlemeleri çok güzel ama kitaba ilk başladığımda ciddi anlamda zorlandım. Kitabın içine giremedim. İlk 50 sayfayı falan atlattıktan sonra olaylara hakim olmaya başladım. •

Kitabın konusuna gelecek olursak Everdene’e amcası ölünce bir çiftlik miras kalıyor ve bir anda hayatı değişiyor. Aynı anda üç adam bu kadına aşık. Tam bu noktada benim sinirlendiğim bazı noktalar oldu. Kitabı okurken bu kadar güzel ve ilk başta hiçbir şeyden taviz vermeyen kadının güçlü bir karakter olmasını isterdim. Okurken güçlü bir kadın görmek isterdim. Kararsız, ne istediğini bilmeyen, kendisini kandıran bir insana aşık olup gururunu ayaklar altına alması beni çok rahatsız etti. Özellikle sürekli belirsiz konuşması… Bir evet diyor, bir hayır diyor ve karşısındaki insanı oyuncak yerine koyuyor bir nevi. Bu olaya gıcık olmam tabiki kitabı beğenmediğim anlamına gelmiyor. Zevkle okudum, çok beğendim. Mesela herkes betimlemelerin fazla olduğundan yakınmış bence öyle değildi. Hepimiz aynı şeyleri okuyup farklı şeyler görebiliriz, farklı mesajlar çıkarabiliriz sonuçta herkesin karakteri farklı. •

Severek okuyup bitirdiğim bu kitabı sizlere de tavsiye ediyorum. İçerisinde altını çizdiğim o kadar çok cümle var ki… zaten çok fazla paylaştım oradan anlamışsınızdır 🤩 Çeviri de çok başarılıydı, çevirmenin notları çok bilgilendiriciydi bence bu da çok önemli bir nokta.
Kitaplarla kalın💚

BALZAC / GORIOT BABA

 

•”Yüreğimiz bir hazinedir; onu bir anda tüketirseniz mahvolursunuz.”
•”Duygular her şeyin izini taşır ve mesafeleri kateder.” •”Günümüzde kötülüğün önünde hiç eğilip bükülmeyen, doğru yoldan en ufak bir sapmayı dahi suç olarak değerlendiren o dürüst insanlara, o güçlü iradelere her zamankinden daha az rastlanıyor.”


Hayatını kızlarına adamış bir baba… Onun için sadece kızlarının refahı ve mutluluğu önemli şu hayatta… Öyle ki; “Onların keyifleri yerindeyse, onlar mutluysa, zarif halıların üzerinde yürüyorlarsa benim ne giydiğimin, nerede yattığımın ne önemi var? Onlar ısınıyorsa ben hiç üşümem, onlar gülüyorsa ben hiç üzülmem.” demiş Goriot baba. •

Servetini ikiye bölmüş ve kızları arasında bölüştürerek onlara yüklü bir çeyiz vermiş, böylelikle kızları da zengin insanlarla evlilik yapmışlar. Goriot baba düşünmüş ki durumları iyi olursa mutlu da olur kızlarım… Peki para her zaman mutluluk getirir mi? Getirmiyor işte. Kızlarının zenginlerin arasına karıştıktan sonra babalarıyla ilgilenmemeleri de cabası. Ama buna rağmen Goriot babanın kızlarına olan sevgisi hiç bir zaman azalmıyor. Hala onların iyiliğini, mutluluğunu düşünüyor. Son nefesine kadar aklında sadece kızları var. Bu roman benim kalbime işledi. Balzac’ın harika betimlemeleriyle kitap daha da güzel bir hal almış. Ben ev ve iş hayatımın yoğunluğu nedeniyle 1.5 günde bitirdim ama aslında bir oturuşta okunabilecek bir kitap. Okumayanlar mutlaka ekleyin listenize💛
Huzurla, sağlıkla ve kitaplarla kalın💛💫

GABRIEL GARCIA MARQUEZ / KOLERA GÜNLERİNDE AŞK

 

•“Kolera, daha kalabalık, daha yoksul olan zenci nüfus için daha amansız oldu, ama gerçekte ne renk, ne soy sop ayrımı gözetiyordu.”
•“Kimin daha ölü olduğunu soruyordu kendi kendine üzüntüyle: ölenin mi, yoksa geride kalanın mı…”


Bir insan reddedildiği bir kadını 51 sene 9 ay 4 gün boyunca bekler mi? Florentino beklemiş🤷🏼‍♀️
Kolera günlerinde binlerce insanın salgından hayatını kaybettiği o günlerde, Florentino’nun da kolerası Fermina’ya duyduğu aşk acısı oldu. Senelerce mektuplaşıp evleneceğini düşündüğü kız, sosyal statüsü daha iyi olan bir doktorla evlendi. Florentino’nun aşk acısı çekerken tam olarak kolera belirtilerini gösterdiğini görüyoruz. Öyle ki; annesi eve doktor çağırmış ama doktor hasta olmadığını söylemiş, sadece rahatlaması için ıhlamur çayı önermişti. Her ne kadar annesi Florentino’nun acısını hafifletmeye çalışsa da, Florentino acısını hissetmek istemektedir. Acıyı hissetmek ne kadar derin bir duygu… Söylerken çok basit, peki yaşaması?
Tüm bunlar insana düşündürüyor aşk acısı bir hastalıksa, aşk da bir tür hastalık olabilir mi acaba diye… Bu da bakış açısına göre değişebilecek bir şey. •


Bu kitapta aşkın her haline şahit oluyoruz ve yazarın betimlemeleriyle çok güzel hissedebiliyoruz. Aşkın sadece acı halini değil, güzel yönlerine de tanıklık ediyoruz okurken. •


Bu kitabı bitirdikten sonra gerçekten de sabrın sonu selametmiş dedim kendi kendime☺️ Gerçekten bir şeye inanınca, onun üstüne yoğunlaşıp düşündüğümüzde ve en önemlisi istediğimizde mutlaka ulaşıyoruz hedefimize.
Yine Marquez, yine enfes bir yapıt diyorum👏🏼 Kitap bittiğinde tadı damağımda kaldı. Buna da Marquez etkisi diyoruz 😅
Mutlaka okuyun, okutun📚
Sevgiyle, sağlıkla ve kitaplarla kalın💛

MURIEL BARBERY / KİRPİNİN ZARAFETİ

 

Çok zevk alarak okuduğum, bir sürü cümlenin altını çizdiğim bir kitabın sonuna geldim. Adı gibi zarif, naif bir kitaptı.
Muriel Barbery felsefe profesörü olduğu için kitabın içinde yer yer Kant, Descartes, Husserl gibi kişilerin felsefik görüşlerini okuyoruz. Tüm bunlar da kitabın baş karakteri Madam Michel tarafından bizlere aktarılıyor. Madam Michel, Paris’te zenginlerin oturduğu apartmanda kapıcı, kendisi 54 yaşında ve dul. Çok farklı vizyona sahip birisi. Madam Michel’in felsefe, edebiyat, sinema ve genel kültür bilgisi insanı hayran bırakıyor. Kendisi Tolstoy hayranı olduğu için kedisinin adını Lev koymuş daha ne olsun! Bildiğiniz üzere, Tolstoy’un ünlü romanı Anna Karenina’nın baş karakterlerinden birinin adı Levin’di. Madam Michel onu kısaltmış, Lev olarak koymuş kedisinin adını. Neyse, devam edecek olursak eğer Madam Michel bu bilgisini göstermeyi seven birisi değil. Ne de olsa ben kapıcıyım diye düşünüyor.
İkinci önemli karakterimiz ise Paloma. Paloma, 12 yaşında ve kendisini üstün zekalı olarak görüyor. Annesi, babası ve ablasıyla asla anlaşamıyor ve 13 yaşını doldurduğu gün de intihar etmeyi planlıyor. O zamana kadar da iki tane günlük tutuyor. Bunlar; Derin Düşünce ve Dünyanın Hareket Günlüğü. Kitap zaten dönüşümlü olarak Madam Michel’in düşüncelerinden ve Paloma’nın günlükleri kısmından oluşuyor.
Düşünceleri çok uyuşan bu iki kişi aynı apartmanda olmalarına rağmen birbirlerini keşfetmeleri apartmana yeni taşınan Kakuro Ozu sayesinde oluyor. Kakuro apartmana taşındıktan sonra Madam Michel de değişiyor, Paloma da. Bu dostluk herkese iyi geliyor 💛
Yer yer içerisinde felsefe notları olan, edebiyattan kırıntılar olan bu kitabı ben çok beğendim. Yazarın dili de şahane. Daha ne olsun💫

HENRY JAMES / BİR HANIMEFENDİNİN PORTRESİ

 

Kitabı okurken ve bitirdikten sonra şiddetle beni saran duygu hayatta verdiğimiz kararların ne kadar önemli olduğu oldu.
Genç, güzel, entelektüel ve özgürlüğüne düşkün bir kadın… Hayatın tadını çıkarmak istiyor, bundan dolayı da evlenmek gibi bir düşüncesi yok. Nice seçkin, zengin adamların evlenme teklifini reddetmiş, kendinden emin görünen bir kadın. Eniştesinin ona yüklü bir miras bırakmasıyla zengin oluyor. Bizler de hayatındaki değişikliklere, yaptığı tercihlere ve verdiği kararlara şahit oluyoruz. Kitap kurgusundan dolayı sizi çok kolay içine hapsediyor. Kayboluyorsunuz adeta. Hacmi sizi korkutmasın, toplamda üç günümü aldı okumak. Betimlemeler de çok çok güzeldi. Listenize ekleyin derim ben💛

GIOVANNI PAPINI / GOG

 

Öyle bir kitap okudum ki tanışmadığım insan, gitmediğim yer kalmamış gibi hissediyorum. Kitapta; Einstein, Pablo Picasso, Salvador Dali, Freud, Hitler, Bernard Shaw, Walt Whitman, Lenin, Ernest O. Lawrence, Paul Valery, Knut Hamsun gibi düşüncelerini öğreniyorsunuz. Daha bir çok kişi var kitapta. Gog her an her yerde, herkesle olabilir… Bir bakıyoruz papazla konuşuyor, bir bakıyoruz Gandhi’nin yanında… O kadar gerçekçi geldi ki bana her şey sanki yazar gitmiş hepsiyle tanışmış, oturmuş, konuşmuş ve bu kitap öyle ortaya çıkmış gibi hissettim. Bildiğim tek bir şey var o da bu kitabı yazan kafanın çok başka bir kafa, çok zeki bir kafa olduğu… Okunup bir kenara konulacak kitaplardan değil GOG. Tekrar tekrar okunası, her seferinde bize bir şeyler katabilecek bir başucu kitabı. Mutlaka kütüphanenizde olmalı. İyi okumalar💛
Kitaptan alıntılar:
•”Büyük Frederik’in şu ünlü sözünü bilirsiniz ‘İnsan, cinsi bozulmuş bir hayvandır.’ Bu öyle bir hüküm ki her gün kanıtlanıyor. İnsanın bütün felaketleri, bütün fenalıkları ve kederleri bu bozulmasından, yani asıl doğasını zorlamış olmasından geliyor.”
•”Hastalık, insan vücudunun kusursuzlaşmasına ve korunmasına sağlık kadar gereklidir.”
•”İnsanların pek azla yetinmelerine, bu cinsin temsilcilerinden biri olarak daima şaşar ve utanırım. Her an büyüklükten söz eder dururlar, bir de bakarsınız ki onlara kocaman görünen, ufacık bir şeydir. Hiçbirinde dev girişim duygusu yoktur. Hepsi Samson gibi konuşur da Parmak Çocuk gibi davranır.”
•”… insan eskiden beri tanıdığı, sevdiği kimseler karşısında susabilir.”
•”Çamur, pislik ve utanç anlamlarında kullanılır bir kelime olamaz. Çünkü çamur olmasaydı insanlar uygarlığa ulaşamazlardı.”
•”Dünya tarihi şöylece özetlenebilir: Medeniyetler çamurda başlıyor, kanda bitiyor.”

L. N. TOLSTOY / SAVAŞ VE BARIŞ

 

Lisede sadeleştirilmiş halini okuduğum bu klasiği okumak bayadır aklımdaydı. Evden çalıştığımız şu günlerde böyle uzun klasikleri yeniden okumak için söz verdim kendime ve başlangıcı da Savaş ve Barış ile yapmak istedim. 2 ciltten oluşan ve toplamda 1800 sayfa olan bu klasik hiç tahmin edildiği gibi sıkıcı değildi. İlk başlarda karakter sayısının fazla olmasından dolayı biraz zorlandım ama adapte olmam çok uzun sürmedi. 14 günlük bu serüvenimde her bir karakter ayrı ayrı sanki sürekli yanımda olan ve çok yakından tanıdığım insanlar gibi oldu🤩


2. Cilt tamamen savaşı anlatan bir kitaptı. İlk ciltte ise savaşın yanında karakterlerin özel hayatı dolayısıyla daha hareketli geçti. Kitabın içerisindeki Fransızca konuşmaların çevirisi dipnotta mevcut. Ben hiç zorlanmadım, okuma hızımı etkilemedi ama alışık olmayanlar için sürekli dipnota bakmak yorucu veya zor olabilir diye düşünüyorum. Tüm bunların dışında Tolstoy’un ön sözüne bayıldım demeden geçemeyeceğim ve bölüm başlarında Tolstoy’un savaşlar hakkında genel görüşlerini belirtmesi çok güzeldi. İçerisinde tarihi bilgiler de mevcut olduğu için okurken aynı zamanda bilgi sahibi de oldum. Klasik okumaya aşık bir insan olarak çok güzel bir 14 gün geçirdim.

ANDRE GIDE / KADINLAR OKULU

Öyle bir kitaptı ki, bitmesin istedim. Harikaydı! Kitapta 1894-1936 yılları arasında üç ayrı kişi tarafından farklı bakış açılarıyla bir ailenin hikayesini okuyoruz. Kitapta kadın-erkek ilişkilerini, bireyselliği, özgürlüğü görüyoruz sıkça. Kadının toplumdaki yeri ve görevlerini sorguluyoruz sürekli. Baktığımızda bu kitap kaç sene önce yazılmış ama biz hala aynı dertten muzdaribiz. Kadınlardan hep çok şey bekleniyor, sanki ailede her şey onun göreviymiş gibi dayatılıyor, evlendikten sonra bir kadın artık bireyselliğinden vazgeçmesi gerekiyormuş gibi bir algı mevcut. Oysaki kadın en çok saygıyı hakedendir. Kadının hayatında eşinden ve çocuklarından başka şeyleri de olmalı, ilgi alanı olmalı, kendisini sürekli geliştirmeli ve körleşmemeli. Bu kitapta kadın geç de olsa uyanıyor o aşık halinden ve o zaman görüyor gerçekleri. Bu kısımla ilgili bir alıntı paylaşmak istiyorum: “Bugün beni çileden çıkaran şey, bir zamanlar çekimine kapıldığım şeyin, beni büyüleyen, bana en çok övülmeye değer görünen şeyin ta kendisi olduğu için mi? Şurasını kabullenmek zorundayım: değişen o değil; ben değiştim.” Bazen ilişkilerimizin boyutu değiştiğinde karşımızdaki insanın değiştiğini düşünürüz. Ama ya değişen aslında biz isek?



Sizler de okuyun bu eseri mutlaka🙏🏻Emin olun, iyi ki okumuşum diyeceksiniz. Edebi açıdan da o kadar tatmin edici bir dili var ki, tadı damağınızda kalacak. Kitaplarla ve sevgiyle kalın🧡

ERNEST HEMINGWAY / YAŞLI ADAM VE DENİZ

 

Hemingway’in Çanlar Kimin İçin Çalıyor kitabından on küsür sene sonra yayınlanan bu kısa romanı çok sevildi ve 1953’de Pulitzer Ödülü’ne layık görüldü, ondan bir sene sonra da Nobel Edebiyat Ödülü almaya hak kazandı. Hemingway editörüne bu kısa romanını gönderdiğinde şöyle bir not düşmüş: “Hayatımda yazabileceğim en iyi şey.” Bir solukta okunan ama etkisi uzun süre gitmeyen bu eseri tüm Hemingway severlerin okumasını tavsiye ederim💙



Eserde 84 gün boyunca evine eli boş dönmesine rağmen umudunu kaybetmeyen yaşlı bir balıkçı olan Santiago eşlik ediyor bize. Hemingway her zamanki gibi karakter isimlerini çok kullanmamış. Yaşlı balıkçı Santiago’ya “ihtiyar”, Santiago’nun yoldaşı olan, yaşı küçük olmasına rağmen onu çok iyi anlayabilen Manolirt’e ise “çocuk” diye hitap etmiş Hemingway. Bundan dolayı ben de sizlere diyorum ki; bizim bu ihtiyar balıkçıdan öğrenecek çok şeyimiz var. Ne olursa olsun umudunuz hep olsun💙

EMILE AJAR / ONCA YOKSULLUK VARKEN

 

Romain Gary’nin “Yalnızca kendim olmaktan bıkmıştım.” diyerek Emile Ajar adıyla yayınladığı Onca Yoksulluk Varken, Fransa’nın en prestijli ödüllerinden olan Goncourt ödülüne layık görülmüş.



Kitabı Momo’nun ağzından okuyoruz dolayısıyla da Momo’nun dünyasını iliklerinize kadar hissetmemeniz imkansız. Çocuk belki çoğumuzun sahip olduğu şeylerden yoksun ama ona rağmen nasıl mutlu olacağını çok iyi biliyor. Yetişkin insanların düşünemediği şeyleri bir çocuk kalbi nasıl da düşünmüş. Kitabı okurken zaman zaman hüzünlendim ama gülümsediğim zamanlar da oldu. Bunun nedeni de o çocuk masumiyetine yakından şahit olmuş olmam. Bu eseri okuyarak Momo ile tanışmanızı ve onun dünyasını sizin de tanımanızı çok isterim. Okuyunca pişman olmayacağınız bir kitap💛 İyi ki okumuşum💛


•”Bugün herkesi öldüren bir şey değil duyarlılık.”
•”Çünkü mutluluğu yanıbaşınızdayken yakalamanız gerekir.”
•”Bence en iyi uyuyanlar dürüst olmayanlardır. Çünkü hiçbir şeyi takmazlar, oysa dürüst insanlar gözlerini kırpamazlar, her şeyi dert edinirler.”

BERNHARD SCHLINK / OKUYUCU

User not found
Lise öğrencisi olan Michael ve kendisinden yaşça büyük olan Hanna’nın aşkını konu alıyor kitap. Bir gün Hanna’nın ortadan kaybolmasıyla yolları birbirinden ayrılan iki aşığın yolları bir mahkeme salonunda yıllar sonra yeniden kesişiyor. Hanna 2. Dünya Savaşı sırasında SS örgütlerinde görev almış ve kilisede tutulan yahudi kadınların yanarak ölümüne sebep olmaktan dolayı yargılanıyordu. Michael ise hukuk öğrencisi olarak profesörünün isteği üzerine mahkeme salonuna gözlem yapmak için gidiyordu. •

Kitapta sıklıkla ruhsal tahlillere şahit oluyoruz, sürekli bir iç hesaplaşma. Michael kendince doğru gördüğü bir şeyi kafasında ölçüp tartıyor; bana göre doğru ama ya karşımdaki insana göre öyle değilse, ya ben iyi düşünerek yaparsam ve bu karşımdaki insanı üzer veya sinirlendirirse diye düşünüyor. Kitabı baştan sona o kadar çok beğendim ki… Çok isteyerek almıştım ve boşa çıkarmadı ümitlerimi. Kitabın adının neden “Okuyucu” olduğunu kitabı okurken anladım ve çok hoşuma gitti. Onu burada söylemek istemiyorum, okuyan arkadaşların benim gibi okurken öğrenmesini istiyorum. Bu zevki sizden alamam☺️ Tüm kitapseverlere önerimdir bu kitap. Ayrıca sinemaya da uyarlanmış olan bu eseri isteğinize göre kitabı okumadan önce veya sonra izleyebilirsiniz🤍

•”Bazen sonu acı verdiği için bile mutluluğa sadık kalmaz bellek. Gerçek mutluluğun yalnızca sonsuza kadar sürmesi beklendiği için mi?”
•”Kaçış yalnızca bir uzaklaşma değil, bir varıştır aynı zamanda.”
•”Yoksa ‘çok geç’ kalınmaz mı hiçbir zaman; yalnızca ‘geç’ mi kalınır ve ‘geç’ olması, her şeye karşın ‘hiç’ olmamasından daha mı iyidir?”