Edebiyat

Bir Değirmendi Dünya

BİR DEĞİRMENDİ DÜNYA
Bir değirmendi dünya
Yaşamak dediğin bazen gözünde büyüyen bir hülya
Çoğu insanın var olma mücadelesi verdiği bir rüya
Ne var ne yoksa her şeyin bir bir öğütüldüğü
Yokluktan varlığa; varlıktan yokluğa yürütüldüğü
İki kapılı bir handı dünya
Yolcunun Hancıya her zaman minnet duyduğu
Çokça rağbet edilen; bitmeyeceği umulan nimetlerin sunulduğu
Sınırsız isteklerin insanı yoğurduğu
Her hale koyduğu
Kimi zaman hesap sorduğu
Çoğu zaman yorduğu
En nihayetinde dileyeni doğru yola koyduğu
Ama herkesi vakti gelince mizana vurduğu
Bir cendereydi dünya
Kahrından ağıt yaktıran
Lütfundan şükür okutan
Nimetinin her türlüsünden sual olunmayan
Lütfuna da, kahrına da her türlü nimetine de
Elhamdülillah dedirten
Bir imtihandı dünya
İyileri-kötüleri, sultanları-köleleri, güçlüleri-zayıfları
Daha bir sürü şeyi gün be gün öğüten
Bir değirmendi dünya…
Durdu AKDEMİR İNCE/ Asudebahar@

Bir Melâl Sarmalı

BİR MELÂL SARMALI
Kim bilir hangi mevsimdeyim?
Uçsuz bucaksız bir özlemdeyim
Neden ve niçin diye sormaya
İmtina ettiğim bir eşikteyim
Mevsimlerde ruhum gibi
Bir sıcak bir soğuk
Olabildiğince yeşile bürünmüş yollar parklar
Sanki en nihayetinde istenen emeli hatırlatıyor.
Cennetten bir köşe gibi kurulmuş ağaçlar
Bilmem bu ömrün fasl-ı hazanı mı?
Yoksa nev bahar öncesi bir uyanış mı?
Bir melal sancısı mı yoksa bir alışma ve kabullenme mi?
Belirsizlik, nihayetsiz bir belirsizlik, yalnızlık ve özlem…
Zaman akıyor, yaşam devam ediyor
Geçen geçip giderken
Bazı şeyler anılarda kalıyor
Bir üveyiğin ürkekliği, bir Yusufçuk kuşunun sesi
Ta ötelerden haber mi getiriyor?
Belirsiz hayaller, tükenmeyen hezeyanlar
Tam bitti derken yeniden başlayan kederler
Hiçbir kederin, insanı yokluğuna alışmak kadar
Ezip geçmediğini
Çaresizce bekleyişlerde
Bütün gördüklerini tanıdık bir siluete benzetişte fark ediyor
Özlemenin de sevmek kadar bir ömür süreceğini
Aşılamaz mesafelerin gün geçtikçe artışında fark ediyor
Bu yüzden dilden(gönülden) bir elvedaya döndürmeden
Yarım kalan bir ayrılığa kapı aralıyor
Belki bir gün yeniden kavuşmak umuduyla
Her günü hakkıyla yaşamaya karar veriyor.
Durdu AKDEMİR İNCE/Asudebahar@

HOŞGÖR KÖFTECİSİ-ORHAN VELİ | Sesli Kitap

♥️Güzel bir haberle geldim!🌱
Bildiğiniz üzere uzun zamandır gerek hikâyelerde gerekse IGTV’de şiir seslendirmeleri yapmaktayım. Ancak bu mecraya kısa süreli sesler yüklendiğinden ve bilhassa insanların benden uzun seslendirmeler beklemelerinden ötürü Youtube kanalıma bundan sonra kitap seslendirmeleri yüklemeye karar verdim. İlk kitap, üstat kabul ettiğim Orhan Veli’nin Hoşgör Köftecisi. Bu kitap 7 öykü ve bir anket yazısından oluşmakta.🥰Kanalıma an itibatiyle yüklemiş olduğum video hakkındaki görüşlerinizi benimle paylaşırsanız sevinirim. Videonun bağlantı adresi profilimdedir. İstiyorum ki yolda giderken, çekirdek çitlerken ya da ne bileyim elinizde bir iş varken kulağınız güzel kalemlerden güzel eserler işitsin. Bu zamana kadar tüm seslendirmelerimi dinleyen, yalnızca beğenmiş olmak için kalp simgesine tıklamayan herkese yürekten sevgilerimle…İyi günler dilerim.🤗
SESLİ KİTAP BAĞLANTI ADRESİ: https://www.youtube.com/watch?v=TEoMyxeZmKA

Zümrüd-ü Anka

Küçük küçük kırıldık ilk başta. Biz bile anlamadık kırıldığımızı. Sonradan fark ettik etimizin altında toplanmış o kirli kanı. Dilimize geldikçe tuttuğumuz o cümleleri o zaman anladık. Kalbimizin cam kırıkları gibi ciğerlerimize battığını o zaman anladık.
Anlamamayı diledik hep. Anlamamak için direndik cohuyzaman. Kimimiz şarkı dinledi yara bantları kalbine ulaşsın diye kimimiz yazı yazdık. Ama çoğumuz ağlamaktan başka çare bulamadık. Durup izledik aynadaki yabancıyı. Bu kim dedik aynadaki de sorarken bu soruyu. Birde yanıtladık kendimizi gözyaşlarımız ile. Sonra tebrik ettik bizi kıranları. Başarmışlardı çünkü. Bizi yaşarken öldürmüşlerdi. Bizi değiştirmişlerdi… Şimdi ben de tebrik ediyorum bütün kırılışlarımı.
Tebrikler, umutlarımı söndürdüğünüz için. Tebrikler, bana bu satırları yazdırdığınız için. Tebrikler, gözümde bir damla yaş bırakmadığınız için. Tebrikler beni yaşarken öldürdüğünüz için… Ve en büyük tebriğimdir size, beni başkasına dönüştürdüğünüz için.
Unutmadan bir şey söylemeliyim sizlere. Yaşarken ölen insanlar Zümrüd-ü Anka gibidir. Küllerinden yeniden doğar ve kendini öldürenleri ateşiyle yakar…

Kelimeler Üzerine

Yan yana kelimesi ayrı yazılırken apayrı kelimesinin birleşik yazılması. Bu durum aslında bize ufak bir öğreti sunuyor bence.

Gün içerisinde onlarca insanla aynı ortamda bulunuyoruz. Kişilikleri, düşünceleri, yaşama biçimleri,bizden apayrı olan onlarca insanla yolda yan yana yürüyoruz. Kimini tanıyor kimini tanımıyoruz. Kimiyle hoş vakit geçirirken kimiyle mecbur olmadıkça iletişim bile kurmuyoruz. Şimdi sizlerle yan yana ve apayrı kelimelerinin dünyasına farklı bir pencereden bakmak istiyorum.

Öncelikle yan yana kelimesini tam ortadan ikiye böldüğümüzü farz edelim. Ve bu iki parçanın her birini bir insan gibi düşünelim. Aynısını apayrı kelimesi için de yapacağız. Bizler gün içinde onlarca insanla yan yana dururken gün geliyor tek bir insanla yan yana olmak istiyoruz. Onlarca insanın yanımızda olması bizde hiçbir şey ifade etmiyor çünkü yanımızda olan, yan yana olduğumuz insanlarla gönül bağımız yok. Gönül bağı kurduğumuz insanla da yan yana olmaya ne kadar ihtiyacımız vardır ki? Gönül bağı kurduğumuz zaten bizim sol yanımızı ısıtan değil midir? Bu nedenledir ki gönül bağı kurduğuyla yan yana durduğundaki mesafe bile uzak gelir insana…

Şimdi de apayrı kelimesini ortadan ikiye bölelim ve ortaya çıkan iki parçayı birer insanmış gibi düşünelim. Hiç fark ettiniz mi milyonlarca insandan farklıyız. Yanımızda olan insanlar bizden apayrılar. Yanımızda, çevremizde olan insanlarla apayrı düşüncelere, huylara sahip olmamız bizi hiç rahatsız etmezken gönül bağı kurduğumuz insanla olan en ufak farklılık bizi rahatsız eder ve bu durumu gözümüzde büyütürüz. Çünkü farklılıklarımız bizi birbirimizden ayrı düşürür zannederiz. Ama aslında apayrı olmak, zor olanı başarmak, gönül bağını kurmak da bu değil midir? Bütün farklılıklara rağmen birbirini tamamlak ve hep birlikte olmak…

Birbirinden apayrı olduğunu bildiğin, onu olduğu gibi kabul ettiğin sürece seni kim ayrı yazabilir ki birbirinden. Nitekim gönülde olduğunu bildiğin ile ayrı olmak sana ne kadar gurbet gelebilir ki? Belki de bundan apayrı kelimesinin birleşik yan yana kelimesinin ise ayrı yazımı. Kim bilir belki de biz güzel düşündük bu kelimeler hakkında…

HERMANN HESSE / BOZKIRKURDU

HERMANN HESSE / BOZKIRKURDU
#okudumbitti
Hesse’yi Rosshalde ile tanıyıp hayran kalmıştım kalemine, sonrasında Siddhartha ile hayranlığım arttı. Bozkırkurdu ile arşa çıktı😍 Hesse’nin o kadar güçlü bir kalemi var ki; tanışmayanlar çok şey kaybeder.

Kitaptaki ana temalar bireyin içerisinde yaşadığı çatışmalar-kopukluklar ve yalnızlık. Ana karakterimiz Harry kendi kişiliğinde hem insan hem de kurt olduğunu düşünüyor. Bazen insan yönü ağır basıyor, bazen de kurt. Bazı zamanlar ise insan ve kurt tarafı gayet güzel geçinip gidiyorlar☺️ İlk başlarda benliğinde iki tane kişilik (insan&kurt) Harry, sonrasında okuduğu bir yazıdan sonra her insanın aslında içince onlarca, belki de yüzlerce kişilik barındırabileceğini öğrenir ve kendisinde de böyle bir durum olacağını düşünür. Aslında hepimizin içinde farklı kişilikler var, yaşadığımız durumlara verdiğimiz farklı tepkiler de bunun kanıtı bence.

Thomas Mann, Hesse’nin bu eseri için; “Aydın geçinenlerin, bildikleriyle büyüklenenlerin, bilmediklerini küçümseyenlerin, bunu yaparken -bilinçli ya da bilinçsiz- yaşamı kaçıranların ‘maktul’ yerine ‘fail’ konumuna geçtiği unutulmaz bir anlatı.” demiş. Bilenler bilir benim Thomas Mann hayranlığımı. Bozkırkurdu için bu sözleri söylemesi çok değerli. Edebi açıdan doyurucu bir kitap arıyorsanız eğer, bu eseri sizlere şiddetle tavsiye ederim. Kitaplarla kalın 🧡
Alıntılar:

📚”Yaşamamızın nedeni ölümden korkmamız, sonra da onu yine sevmemizdir; özellikle ölümün varlığından dolayı elimizdeki birazcık yaşam bazen kısa bir süre işte öylesine güzel ışıldayıp durur.”

📚”Zaman ve dünya, para ve güç, küçük ve sığ insanların elinde bulunacak her zaman, asıl insanların elinde ise hiçbir şey.”

📚”Yaşamda zaman diye bir şey aranmaz; sonsuzluk dediğimiz yalnızca bir an’dır.”

📚”Gerçekte çekilen acılardan gurur duymak gerekir, her acı bize yüksek bir aşamada bulunduğumuzu anımsatır.”

DOSTOYEVSKI / SUÇ VE CEZA

Belinski İnsancıklar’ı okuduktan sonra çok beğenmiş ve şu sözleri söylemiş: “Bundan önceki bütün edebiyatı gölgede bırakacak bir deha ile karşı karşıyayız.” Gerçekten de Dostoyevski okurken aldığınız o edebi hazzı çok az yazarla alıyorsunuzdur. Şahsen benim için bu böyle. Suç ve Ceza’yı lisedeyken okumuştum ve daha bilinçli bir şekilde tekrar okumak istemiştim, iyi ki okumuşum.

Dostoyevski 1847 yılında ütopyacı sosyalist Petraşevski’nin grubuna girmiş. Orada bir araya gelip yazdıkları yazı ve şiirleri okuyorlarmış. Toplantılardan birinde Dostoyevski Moskova’da eline geçen ve gizli olan Belinski’nin Gogol’e mektubunu okumuş. Sonrasında ise tutuklanmışlar ve idama mahkum edilmişler. Son anda bağışlanmışlar, Dostoyevski’nin cezası dört yıl kürek, beş yıl da sürgüne çevrilmiş. Cezası bitip de tekrar Petersburg’a döndüğünde yazmaya devam etmiş ve haliyle yaşadığı şeyler eserlerine yansımış.

1866 yılında yayımlanan Suç ve Ceza, o dönemin Rusya’sını çok güzel yansıtmakla birlikte toplumdaki acıları ve eşitsizlikleri de yazar eserinde çok güzel işlemiş. Zaten kitabı okurken de dikkatimi en çok çeken şeylerden biri yazarın sürekli acı ve üzüntünün yaşamın birer parçası olduğu ve kaçınılmaz olduğunu dile getiriyor olmasıydı. Düşündüğümüzde yanlış da sayılmaz çoğunluk için…

Suç ve Ceza bence mutlaka okunması gereken klasiklerden. Kitabı okumayan birisi bile baş karakterin Raskolnikov olduğunu bilir, aşağı yukarı kitabın konusunu da bilir ama bu eseri tadına vara vara okumanızı tavsiye ederim. Emin olun içerisinde duyduğunuzdan çok daha fazlası var.

GEORGES PEREC / ŞEYLER

“Önce para kazanmayı seçen, gerçek tasarılarını zengin olacakları zamana, daha ileriye saklayan insanlar pek haksız sayılmaz. Yaşamaktan başka bir şey istemeyenler ve en büyük özgürlüğe yaşam adını verenler, salt mutluluk peşinde, arzularını ya da güdülerini doyurma, yeryüzünün sınırsız zenginliklerinden hemen yararlanma peşinde koşanlar her zaman mutsuz olacaklardır.”


Roman 60’lı yılların Fransa’sında geçiyor. Jerome ile Sylvie, 20’li yaşlarda, hayatta arzu ettikleri şeylere özgürlüklerinden feragat etmeden ve çok çaba sarf etmeden sahip olmak isteyen ve zamanla bunun aslında mümkün olmadığının farkına varan mutlu bir çift. Kitapta sıkça nesneler ve kişiler üzerinden toplumsal eleştiriye şahit oluyoruz; zenginlik, orta sınıf insanın sahip olmak istedikleri, insanların sahip olduğu eşyalar ve servetler… Kitap her ne kadar ince olsa da dili ve konusu gereği içeriği çok zengin bir kitap. İlk kez Perec okudum ve sonrasında başka kitaplarını da okumayı düşünüyorum çünkü üslubu çok farklı geldi bana. Mesela; kitapta karakterlerin herhangi bir diyaloğu yok, olaylar sıradan kitaplarda olduğu gibi anlatılmıyor. Ne demek istediğimi sadece okursanız anlayabilirsiniz, size tavsiyem hemen ekleyin kitap alışveriş listenize 💙 Perec aslında 60’lı yıllarda geçen bir romanla şimdiki zamanda bile geçerli olan bir konuyu eleştirmiş; insanların mutluluğu nelerde aradıkları ve belki de yanlış yerde aradıkları için bulamadıkları, kafamızdaki mutluluk kavramı, hayattaki isteklerimiz ve arzularımız…

OSCAR WILDE / DORIAN GRAY’İN PORTRESİ

 

“Hayatın bir sanat olduğunu kabul eden bir insanın beyni, bir süre sonra kalbinin yerini alır.”


Dorian Gray’in Portresi yazarın tek romanı ve benim de ilk Oscar Wilde kitabım ☺️ Kitap o kadar sürükleyici ki okurken bitmesin istiyorsunuz. Üslup, dil zenginliği, karakterlerin harika bir şekilde işlenmesi, altı çizilesi müthiş cümleler ve daha fazlası bu kitap için söylenebilecek bir çok cümleden çok daha azı… 1881’de yazılan bir kitabın günümüzde hala bu kadar etkili olması bile başarıyı gösteriyor. Asırlar sonrasına bile ışık tutmaya devam edecek bir eser. Mutlaka herkesin kütüphanesinde yerini almalı…



Kitabın konusuna gelecek olursak; Dorian Gray herkesi kendine hayran bırakan güzelliğine sahip, bakanın defalarca dönüp tekrar baktığı genç bir adam ve Basil Hallward ise bu güzelliği keşfetmiş, portresini yapmak isteyen başarılı bir ressam. Dorian’ın güzelliğine o kadar hayran kalmış ki Basil Hallward sürekli onun portresini yapmak istemiştir ve en son yaptığı Gray’in portresi tam bir şaheser olmuştur. Öyle ki Dorian Gray bile bu portre sayesinde kendi güzelliğinin farkına varmıştır. O anda kendisinin yerine bu portrenin yaşlanmasını dilemiştir. Nihayetinde dileği gerçek olan Dorian Gray her zaman genç kalmış ve hayatı boyunca işlediği günahlar ve yaptığı tüm kötülükler bu portreye yansımıştır. Dorian bir nevi, güzellik uğruna ruhunu ve vicdanını satmıştır. Bunu her ne kadar geç de olsa kendisi de fark etmiştir ama artık olan olmuştur. Seneler geçmiş olmasına rağmen yaşlanmayan ve güzelliğini koruyan Dorian artık aynaya bakamaz duruma gelmiştir. Aynaya bakarken kendisine nefretle bakar duruma gelmiştir çünkü artık sadece dış güzelliğini değil, yaptığı felaketleri görüyordur aynaya bakarken… Hayatının mahvolmasına sebep olan güzelliğe tiksintiyle bakar duruma gelmiştir.
Kitapla kalın💙

ARTHUR SCHOPENHAUER / MUTLU OLMA SANATI

 

Aristoteles demiş ki; “Mutluluk kendine yetenlerindir.” Kitabı okurken bir çok yerin altını çizdim, bunlara dipnotlar da dahil… Ama en çok hoşuma giden bu cümle oldu diyebilirim. Çünkü gerçekten eğer bir insan tek başına da vakit geçirmekten hoşlanıyorsa, çevresinde sürekli insan olmasına ihtiyaç duymuyorsa; o insan mutludur, kendisini seviyordur. Ne mutlu bu yetiye sahip olanlara diyerek biraz da kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitap 45 adet Hayat Kuralından oluşuyor. Her bir kuralı üzerinde düşünerek ve sindirerek okudum. Bir kuralı derinlemesine düşündükten sonra diğer kuralı okudum. Altını çizdiğim ve çok beğendiğim görüşlerin hepsini buraya yazmam imkansız. Defterime yazdım sayfalar tuttu, siz düşünün artık🤷🏻‍♀️Bence herkesin kitaplığında bulunması ve arada açıp okunması gereken bir başucu kitabı Mutlu Olma Sanatı. Kitaplarla kalın🤍
•”En büyük mutluluk kişiliktir.” West-Östlicher
•”Mutluluk kolay değil: İçimizde bulmak çok zor, başka yerde bulmaksa imkânsız.” •”Her şeye boyun eğmek istiyorsan akla boyun eğ.” Seneca •”Fakat hiçbir şey insanın dikkat çekmeyecek şekilde davranması ve başkalarıyla pek az, kendisiyle ise bol bol konuşması kadar fayda sağlamaz.” Seneca

KNUT HAMSUN / AÇLIK

 

İnce olmasına rağmen çok daha hacimli bir kitap Açlık. 159 sayfa değil de 500 sayfa okumuş gibi oldum. 1890 yılında basılmış olan bu eser günümüzde hala adından söz ettiriyor.
Monolog şeklinde olan Açlık’ı, bir anlatıcının dilinden okuyoruz. Yazı yazarak para kazanmaya çalışan ve bir yandan da açlıkla pençeleşen bir genç. Çoğu zaman başını sokacak bir evi, mumu veya kalemi olmadığı için yazamıyor ama yine de her şartta yazmaya çalışıyor. Bu anlatıcı bana kalırsa Knut Hamsun’un ta kendisi. Öyle ki; bir insan o açlığı yaşamadan bu kadar gerçekçi anlatamaz. Mümkün değil. Bir hafta hiçbir şey yemediği içmediği oluyor ama yine de gururundan ve namusundan ödün vermeyen birisi. Hak etmediği şeyi kesinlikle kabul etmeyen, günlerce aç da olsa her ikram edileni almayan, cebindeki son parasını başka ihtiyacı olana veren bir insan. Tüm bunları yaparken de kendisi en az dört gündür aç. O kadar aç ki talaş yiyor. Bir yerde diyor ki; “Acı duymuyordum, açlığım acımı uyuşturmuştu.” Ama anlatıcımız o kadar iyimser ki; açlığından dolayı acılarını hissetmemesinin de güzel taraflarını görüyor. En azından etrafımdaki kötü olayları görmüyor, hissetmiyorum diyor. Her kötü durumda bir iyilik mutlaka buluyor. Özellikle her şeye sahip olup kıymet bilmeyen biz günümüz insanlarının okuyup kendi haline şükretmesini sağlayan bir kitap.
Bir çok başarılı yazarlar tarafından sevilen, örnek alınan Knut Hamsun gibi kıymetli bir yazarın, en çok bilinen eseri Açlık, Behçet Necatigil tarafından çevrilmiş. Daha da değerlenmiş.
Bu değerli eser mutlaka kitaplığınızda olmalı💛💫
Sevgiyle, sağlıkla ve kitaplarla kalın💫

TAHSİN YÜCEL / YALAN

 

Çok güzel bir olay örgüsüne sahip, muhteşem bir kalemden çıkmış çok güzel bir eser okudum. Çevirilerinde harika olan Tahsin Yücel çok güzel bir eser çıkarmış ortaya. Romanda ansiklopedilere aşık bir adam var. Kaç tane dil bildiğini kendisi bile bilmiyor. Ne bildiğini de bilmiyor; çok mu alçakgönüllü yoksa umursamıyor mu orasını bilemiyoruz. Her şeyin tarihini, adını detaylı bilen böylesine dolu bir insanın çok basit şeyleri bilmemesi ve dünyadan kopuk yaşaması da beni bir hayli şaşırttı. Yani; teorik olarak bir sürü bilgiye sahip olmak ama bir elmanın ağaçta yetiştiğini bile bilmeyip hiç yememiş olmak… Ağaçta elma gördüğünde hayretler içinde kalması… Bütün bunlar bana dünyadan kopuk yaşamanın da bir eksiklik olduğunu düşündürdü. İstediğin kadar ansiklopediyi yalamış yutmuş ol ama sosyal ilişkilerin gelişmedikten sonra, toplumsal şeylere uzak olduktan sonra, şarkı türkü bilmedikten sonra bence bir şeyler eksik kalıyor.